Ölmek Üzere Olan Çocukları Sahiplenen Bir Güzel İnsan: Muhammed Bzeek

, , ,

| 22/02/2022

Muhammed Bzeek ölümcül hastalığa yakalanan çocukları evlat ediniyor, onlara bir ev, baba ve huzur içinde bir ölüm veriyor. Ona bu iyiliği bulaştıran da bir kadın.

Bu yazıda size aslen Libyalı, Muhammed Bzeek ile tanıştırmak istiyorum. 64 yaşında, Libya asıllı bir ABD vatandaşı. Muhammed Bzeek. Diğer ismi ile “Yeryüzünde gezen bir melek.”

Libya’lı Muhammed Bzeek, ABD’ye yerleştiğinden beri ‘öleceği düşünülerek bakımı aileleri tarafından reddedilen’ çocukların koruyuculuğunu üstleniyor. (Meleklerin Koruyucusu adı ile yayımlanan ve yönetmenliğini Ensar Altay’ın yaptığı 2018 yılı belgeseli izlemenizi de öneririm.)

Hikayesi, 1978 yılında Libya’dan ABD’ye üniversite eğitimi için gitmesi ile başlıyor.  Artık bir elektronik mühendisidir ve çalışmak için gittiği o şehrin kendi hikayesine mekan olacağından da bihaberdir. Ve Los Angeles. Dünyanın en kalabalık şehirlerinden olan ama bu insan topluluğunun birbirine kör ve sağır olduğu kalpsiz şehir.

Şehirle birlikte hayatı da değişir. Bu değişimin tam ortasındaysa âşık olduğu kadın vardır.

1989 yılında çalışmak için gittiği bu şehirde Amerikalı Dawn ve onun aile geleneği olan “koruyucu aile” kavramı ile tanışır. Dawn, ailesinden öğrendiği bir geleneği yaşatıyor, 1980’lerden beri bakıcı annelik yapıyor. Hatta büyükannesi ve büyükbabası da bu işi yapıyor diye onlardan ilham alıyor. Kısaca, iyilik ya bulaşıcı ya da genetik… Hatta Dawn, acil ihtiyaçları olan bu tür çocuklar için bir merkez bile açıyor.

Muhammed âşık olduğu kadının çocuklarını çok sever. Çift evlenir ve evlatlarına evlat katarlar. Bzeek çifti, düzinelerce çocuk için Azusa’da bir bakım merkezi açarlar. Aynı zamanda bakıcı aile konusunda da insanlara profesyonel dersler vermeye başlarlar. Kısaca bu işe kendilerini her anlamda adarlar. Merkezde, “çocukların hastalıklarıyla ve ölümleriyle nasıl başa çıkılır” konulu dersler verirler. Dawn, o kadar itibar sahibi olur ki bütün eyalette bakıcı aile sistemini değiştirmek için doktorlar ve politikacılar tarafından ismi referans gösterilir.

İlk olarak ölüme tanık olduklarında tarih 1991’i gösteriyordu. Bzeek ailesi 1991 Temmuz’unda akşam yemeği hazırlarken, ilk kez bir evlatlarını hastalıktan kaybederler. Dawn ve Muhammed, 1995 yılında aldıkları bir karar üzerine bakımevinin yanı sıra evlerinin kapılarını da ölümcül hastalığı olan, sevgisiz, kimsesiz onlarca çocuğa açarlar. Artık sadece ölüm döşeğindeki çocukları evlat edineceklerdir. Bu ev ile hastaneye terk edilen kimsesiz çocuklara; ev denilen yerin güvenliğini ve aile şefkatini verirler, hayat ve can olurlar. 1989 yılından bugüne yaklaşık 80 çocuğu evlerine alırlar. 40 tanesi ölümcül hasta olan ve onlar için ümit yok denilen çocukları sevgiyle kucaklarlar. Bu 80 çocuktan 70 tanesine, sevgileriyle can verirler. 10 tane evlatlarını da, sevgiyle ölüme uğurlarlar.

Bzeek ve Dawn’ın ayrılıkları da bir hayli acı. Dawn 2000’de hastalanıp krizler geçirmeye başlar ve arkasından da günlerce güçsüz kalarak topluma açık bir yerde bayılmamak için evden ayrılamaz hale gelir.  Bzeek, onunla ve çocuklarla ilgilenmek için işini bırakır.  Hastalığının yarattığı sorunlar evliliklerine yansıdığı için 2013’de ayrılma kararı alırlar. Dawn ise ayrılıktan bir yıl sonra ölür. Bu acı kaybın anlamı, bu yolculuğa Bzeek’in tek başına devam edecek olmasıdır.

Muhammed Bzeek, ölüm döşeğindeki çocukları evlat edinmeyi neden tercih ettiklerini de şöyle anlatıyor:

“Kimse onları istemiyor. İnsanlar ölümden korkuyor. Çocuklarının evlerinde ölmelerini istemiyorlar. Bakımları da zor. Onları hastane odalarına terk ediyorlar. Ama birisi onlara bakmalı. Çoğunun annesi alkol ya da uyuşturucu bağımlısı. Çocuklarını öylece terk ediyorlar. Hastanede de çocuklar sevgi dolu bir ortamda kalmıyorlar. Ancak bir evde kalırlarsa, aileleri olursa gerçek bir sevgi alıyorlar. Onların bana her zamankinden fazla ihtiyacı var. 10 çocuğumun hepsinin öldüğü zaman ellerinden tutuyordum.”

Muhammed hem teşekkür beklemiyor hem de kendi deyimiyle Allah’tan gelen hiçbir şeye itiraz etmiyor. Sadece tek bir biyolojik çocuğu var. O da gelişim bozukluğundan mustarip. 22 yaşında ancak 4 yaşındaki bir çocuğun bedenine sahip. Muhammed tekerlekli sandalyedeki oğlunu üniversiteye bırakıp döndüğünde ise onu evde evlat edindiği 6 yaşındaki kız çocuğu karşılıyor. Bzeek’in evlat edindiği çocukların çoğu yaşama tutunmayı başardı.

Ama Muhammed çocuklarla iletişimini hiç koparmadı:

“Bazıları şimdi üniversiteye gidiyor, bazıları evlendi bile hatta çocukları var! (gülüyor) Mesela 30 yaşında olan çocuklarımdan biri bana hâlâ baba diyor.”

Kalbi sevgi ve merhamet ile dolu iyi insanlar, birileri onların hikâyesini gün yüzüne çıkarmasalar bile, tek gayeleri yalnızca şu fanî dünyada bir hoş sada bırakmakmışçasına varlıklarını en güzel hâlde sürdürüyorlar.

Şimdi Bzeek oğlu Adam ve küçük kızıyla acılara ve tüm zorluklarla karşı sevgiyle direnmeye devam ederken bizlere de büyük bir ders veriyor. Dünyada iyilik ve sevgi, tüm acılara ve kötülüklere karşı durabilir… 


Kim olduğumuzu biliyor muyuz? Kanımca bilmiyoruz. Kimliklerimiz bu yüzden çok önemli. Ben bir eşim, babayım, yöneticiyim (İşletmekten anlarım biraz... MBA' da sığdırmıştım bir ara eğitimlerimin arasına), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik bölümü mezunu ve 30 yıl bu ülke için fazla romantik kalan böyle bir meslekten rızkını kazanmış biriyim. Çok mu önemli bu kimlikler? Değil. O kadar kendimizden habersiziz ki o kimlikler elimizden alınırsa biz de olmayız sanıyoruz. İnsan oyuncaklarını ne kadar çok önemsiyor, yolun sonunda onlara dönüşmek ve kendini kaybetmek olsa bile... Ben kimim biliyor musun? Hayır bilmiyorum. Peki ya sen? Bildiğim tek bir gerçek var. Burası mucizelerle dolu ve yaşamayan inanamıyor. Ben de uzun müddet inanmadım. Ancak ne mutlu ki görmeyi becerdim. Yaşamak, hayatta kalmaktan çok farklı. Hayatta kalmak ise büyük güç. Bir de o gücü alıp, keyfe, huzura, sevgiye, coşkuya döktüğünüzü düşünün! İşte yaşamak o tarz bir deneyim. Aşkla yapılabiliyor. Aşkla ve tutkuyla yaşanabiliyor. Ne kadar söylesem az, ne kadar sussam tesirsiz! Şükredebiliyorum. 1969 yılında doğduğum ve bir doğuma vesile olduğum için. Sevdiğim, sevildiğim için. Güvendiğim ve güvenildiğim için. Dilerim yaşadıklarımı yaşatacak fırsatım olur çünkü benim minnetten, sevgiden ve dostluktan yana çok tecrübem oldu. İyi ki doğmuşum ve gelmişim. Yapımda ve yayında emeği geçen babam Tuzsuz Deli Bekir'e ve annem Kadriye'ye çok teşekkür ederim! Epiktotes'in dediği gibi "“Saati gelince öleceğim, ama kendisine verileni geri veren bir adam gibi öleceğim.” Dilerim ki hep birlikte geçirilecek zamanımız olsun ve o zamanın değerini kutsayacak sağlık ve özgürlüğümüz! Gerisi bir dalganın köpüğü, bir kuşun kanadı!

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)