Bazı anlar vardır, zamanın akışı durur, saatler ilerler ama anlamını yitirir, gün değişir ama fark edilmez. Sen bir odanın içinde sessizce oturursun, bir nefes kadar yakınsındır ama belki de kilometrelerce uzaktasındır. Oradasındır ama aynı zamanda değilsindir.
Eşlik etmek bazen hiçbir şey yapmamaktır. Konuşmamak, açıklamamak, çözüm üretmemektir. Sadece orada olmaktır.
Bazen bir odada oturursun, sessiz, hareketsiz. Karşındaki kişi konuşmaz, sen de konuşmazsın. Söylenecek ne varsa çoktan tükenmiştir ya da hiç söylenmemiştir. Ama oradasındır. O an için tek yapman gereken budur: var olmak. Sessizlik önce hafif bir melodi gibi süzülür odaya, sonra ağırlaşır. Nefesini bile hesapsız alamazsın, zamanın içine sıkışmış gibi hissedersin.
Bir yanda gitmek istersin ama gidemezsin, çünkü gitmek bir ihanet gibi gelir. Kalmak ise ağırlığını hissettiğin ama asla görünmeyen bir yük gibi omuzuna oturur. Gözlerini kaçırırsın, sonra tekrar bakarsın. Çünkü orada olduğunu hissettirmek bazen tek bildiğin şeydir.
Bazı yükler sessizlikte taşınır. Hiç kimse fark etmez ama ağırlığı hep vardır. Eşlik etmek de böyledir. Birine sesinle, sözünle, dokunuşunla değil, varlığınla destek olmaktır. Ama o varlık zamanla kendi içinde derin bir çatlağa dönüşebilir. Çünkü eşlik etmek yalnızca bir başkasının acısını paylaşmak değildir. Aynı zamanda kendi sınırlarını, dayanıklılığını, sabrını da sınamaktır.
Sessizce oturduğun o odada bazen bir kelimenin, bir hareketin, hatta bir nefesin bile çok fazla olduğunu hissedersin. Ne çok var olmalısındır ne de tamamen kaybolmalısındır. Arada bir yerde, varlık ile yokluk arasında durmalısındır. Belki de en zor olanı budur.
Ve bir an fark edersin. Omzundaki ağırlık yalnızca içinde bulunduğun odanın sessizliği değildir. O, sana ait olmayan ama fark etmeden taşıdığın onlarca yükten biridir.
Bazen yürürken sırtındaki çanta ağır gelir, durup çıkarırsın ama ağırlık hâlâ oradadır. Sonra fark edersin ki yük sadece çantanın içindekilerden ibaret değildir. Sırtında hissettiğin, yalnızca kitaplar ya da eşyalar değil; başkalarının kaygıları, acıları, suskunluklarıdır. Yükler birbirine karışır. Ne zaman senin yükün, ne zaman başkasının yükü olduğunu ayırt edemezsin.
Eşlik etmek, bazen farkında olmadan başkasının yükünü sırtlanmaktır. Onun ağırlığını taşımak, onun sessizliğinde kaybolmaktır. Ama bir noktada kendine sorman gerekir: Bu yük bana mı ait, yoksa bir başkasının ağırlığını mı taşıyorum?
Sizin taşımaya devam ettiğiniz ama aslında bırakmanız gereken bir yük var mı?

















