Mezarım Gökyüzünde

Zincirliyim eski bir yazı masasına kelimeler ırzıma geçiyor ardı ardına vuran cümleler  kamçılıyor bedenimi oluk oluk kuruyor göğüs kafesimdeki ben köpüklerini yararak denize varan dalgalar gibi kopuyor ruhum bedenimden gökyüzünden bir mezar kazılıyor kalemin kurşuni karası ile her bir yanım yara bere içinde her bir yanım kırık dökük mürekkebin alı al, moru mor  paramparça olmuş beyazın sinesinde göğe kaldırıyorum başımı...

DEVAMINI OKU

İÇİMDEKİ BENİ BEN ÖLDÜRDÜM

Ahh Ademoğlu! incir ağaçlarının buz kestiği bir Şubat gecesi güneşin bulutlara sarınıp saklandığı, toprağın beyaza büründüğü zemheri karanlığında doğurmuş Magdalalı Meryem beni, bundandır gecelerin kışına meyledişim… yeniden doğuşu Mart’a saklamış belli ki… kışın ayazı ıstırabın ateşi ile kesmişler göbek bağımı makası da kör dillerle bileylemişler belli ki… oysa; yalan ağız kenarlarında yuva yapmış  biley tutmuyor dilleri… öz’ünü istedim herşeyin,  oysa...

DEVAMINI OKU

ÖLÜME NİNNİ

doğrudan sana vardığımda yaklaştığımda kaçtım nasıl istediğimi bile anlamadım tüfeğin namlusunda bir merhaba cehennem ateşinden halliceyken avuçlarımda sıra bekledi boğum boğum gülümsemelerim… gülümsemelerine gebe yokluğuna aş ererken toprağa döküldü suyum doğmak bilmeyen sancılı düşlerime pas tutmuş neşteri vurup karanlığın aynasına gömdüm çığlıklarımı… şimdi kucağımda kanlı bir isyan akşamla sela arasında  batıya doğru dönerken yüzüm yüzerek geleceğim zamana gergef arzumlarımla mezarımın...

DEVAMINI OKU

GEL-GİT’LERİMİ GÖMERKEN GÖMDÜM GÖZLERİNİ

Ay bir yüzü aydınlık bir yüzü karasında gecenin “her şeye varım” diyor yakamozlar Ay’ın şavkı vurduğunda kaçışırlarken kıyısından toplarken gülüşlerini uzanıyorum usanıyorum uslanıyorum gel-git çekiminde kum çiçekleri kum çökmesi sağarken geceyi zerk ederken zehrini  deniz kabukları uyanıyor avuçlarımdan sızıp kıvrımlarında dua ediyorlar maviye çalarken kanım öpüşüyor zambaklar inişli çıkışlı gel-git ayazında bir doğumun sancısında boy boy açıyor zakkumlar karanlığın kenarında...

DEVAMINI OKU

SİYAH

koyu koyu şiirlerim var siyah siyah kokan bana dair sana dair öldürmeyen acılara dair akşamdan geceye süzülen yılan iğnesi çürük akrep kadar siyah… koyu koyu duygularım var mesela gürül gürül soluk soluğa  ispiyonlamak için fingirdeyen kelimelerim fişlediğim cümlelerim kadar siyah simsiyah arzularım var sana dair…

DEVAMINI OKU

İNTİHAR

İçine hapsettiğim o küçük mağaranın içinde her gece intihar ediyor önce düşüncelerim sonra kalbimin kenarına itelediklerim. Her defasında kafatasımın başka bir girintisine asıyorum  hüzünlerimi, güvensizliklerimi, şüphelerimi,  yanılmışlıklarımı, karanlıklarımı, kalabalıklarımı… Her gece kör bıçakla delik deşik ediyorum güvenimi, hayallerimi, duygularımı,  umutlarımı, inançlarımı… Her gece boğazımın kıyısında boğuyorum bir ben’i bir kendimi… Her gece her gece böyle intihar edip duruyorum ve biliyorum...

DEVAMINI OKU

Yaşayan Ölüler, Ölü Ecinniler

ne idüğü belirsiz düşünceler cirit atıyor yine oradan oraya bırakıyor kokusunu yurdunu inşa eden köpekler gibi kördüğüm oluyor düşüncelerim düşsellerin içinde düşlerimse düşsüz hayaller peşinde savuruyorum kendimi kuruyup çürümüş toprağa yakalanıp çırpınarak kurtulmaya çalışan yaprak gibi bırakıyorum kendimi göğe gök kubbeye kaçıyorum düşüncelerim boşaldıkça boşalıyor yüreğimdekiler geriye kurşun gibi çöken bir uyuşukluk kalıyor gözlerimde çivi çiviyi sökermiş uyuşukluğu uyuşturmak gerek...

DEVAMINI OKU

KAN’ ım KANIYOR

Gökyüzüm alevler içinde ne yanıyor ne sönüyor ne ağlıyor ne gülüyor omzuma oturmuş güneş ayaklarını sallıyor yağmur okşuyor ince ince küçük bir çocuğu teselli edercesine… Kırgınım diyorum kırgınım sana gökyüzü sen de mi küssün bana toprağa gömüyorsun maviliğini böyle? Toprağı kazıyorum delice kan fışkırıyor köklerinden dokunamadığım irinleri patlıyor tırnaklarıma sıkıştırdığım düşlerimin kazdıkça kanıyor gönlümün gözenekleri açılıyor kör kapılar sızlıyor söylendikçe...

DEVAMINI OKU

SELA

günü geceye döküyorum akşamla yatsı arasında musalla gibi aydınlık kamer yel değmiş eteklerine dudaklarım ağır yaralı merhem tutmuyor uçuklamış parmak uçlarım tutsak kalıyor kelimeler bir kavak ağacının sığlarında pusuya yatmış buz kütleleri soğuk kaynıyor kazanlar okyanusta yarasalar tekbir veriyor  vakitsiz okunuyor sela çırılçıplak kalıyorum musalla gibi aydınlık kamer ve can’ım cansız bedenimden  firar etmek istercesine  kırıyor kemiklerimi terk edip giden...

DEVAMINI OKU