YASIMA YASLANIYORUM

, ,

| 02/11/2022

Kendi kendime konuştuğum anların biriydi. Uzun zamandır can evimde, bedenimde oturan, artık misafir diyemeyeceğim yasıma döndüm ve dedim ki; Yıllardır benimlesin, seni kalbimde taşıdım, yoruldum. Sırtımda taşıdım, yoruldum. Karnımda taşıdım, gücüm tükendi, kollarıma aldım, taşıdım, taşıdım, taşıdım. Bedenim yetmedi beynimi, zihnimi zapdettin. Bedenimi evin yaptın, duygularımı arkadaşın. Hepsini ayarttın, en büyük sevinçlerimin içinde hu hu ben de burdayım dedin. En büyük göz yaşlarımda kendimi unutturur muyum sana dedin. Beklenmedik anlarda, sen gittin sanarken ben, sen evimin orta yerindeki varlığını bana hissettirdin.

Seni suçladığımdan değil, fark etmez gibi yaptığım anlarda da varlığını bildiğimi bilmeni istediğimden söylüyorum bunları sana.

Gelsene azcık şöyle yamacıma, konuşmak istiyorum seninle.

Yıllardır zaman zaman sinsilikle zaman zaman da apaçık sahnede başrolde oturan yasım şaşırmıştı. Ne oluyor şimdi dedi ürkek bir halde.

Onu ilk defa böyle görüyordum. Savunmaya geçmesin diye şaşkınlığına hiç temas etmeden oturttum onu karşıma.

Seninle ilk ne zaman karşılaştık diye düşündüm dedim, devam ettim; Hatırladığım ilk karşılaşma epey küçük bir yaşıma geliyor. 5 yaşlarımda falandım. Anne gezmelerinden birinde çocuk halimizle koştururken evin içinde, çarptığımız sandalye masaya doğru devrilmiş, masanın üzerindeki vazoyu devirmişti. Korkmuştum evvela, sandalyeye çarpan ben değildim ya, eyvah diye bir korku ve bedenimi saran acıyla gelen donma. Derken annelerden birinin sesi, ardından diğerlerinin. Bir tek ev sahibi sakin. Olmuş artık olan, kızmayın çocuklara. Kim dinler ki ev sahibini? Anneler başladı bir bir söylenmeye. Her birimiz çil yavrusu, dağıldık başka bir köşeye. Yaşadığımın korku olduğunu tahmin eder herkes, bende o zamanlar öyle sanmıştım. Yok korkmaktan daha öte bir şeydi oysa. O vazo kırıldıktan sonra bir daha aynı coşkuyla oynayamamıştım. İçime yerleşen korkudan daha büyük bir şeydi. Korkuyu kapsayan, beni hareket etmekten alıkoyan bir şey.  İlk defa seninle orda tanıştık di mi? Sendin o di mi?

Yasım döndü, evet dedi. Senin oyun oynamak, eğlenmek ve hareket ihtiyaçların karşılanmadığı o an, gelen bendim. Sen beni kısa sürede gönderirsin sanmıştım, bu kadar uzun kalacağımı sanmamıştım. Uzunca bir süre sessiz kaldım, görünmez olmaya çalıştım oysa. Fark etmiştim, çocuktun.

Anladım dedim, anladım. Dudaklarım yine çocukluğumdaki gibi aşağıya doğru düşmüştü.

İyi ama dedim, neden benden başka kimse senin geldiğini görmedi.

Yoo, başkaları gördü benim geldiğimi dedi. Sadece insanlar, hoşlanmıyorlar benden. Ben geldim mi beni hemen göndermek istiyorlar. Dediler ya sana, suratını asma, üzülme, bir daha da yaramazlık yapma diye. Onlar seni teselli edince gideceğimi sandı, sen onlar öyle dedikçe beni görmezden geldin. Azıcık yüzüme baksaydın, benimle kalsaydın daha çabuk gidebilirdim. Görmezden gelindikçe kalmak istedim. 

Anladım dedim, anladım.

Sözü onun almasından ziyade kendi içimde olanları anlatmak için sabırsızlanıyordum. Zaten pek ısrarcı, alanı kaplamaya pek meraklıydı. Bir de uzun uzun onu dinleyecek değildim.

İlk geliş zamanında hemfikirsen, diğer geldiğin zamanları tek tek saymaya gerek yok dedim. Ne zamanlar geldiğini anlıyorum. Karşılanmayan ihtiyaçlarımla beraber gelmişsin sen, di mi?

Evet dedi. Hem sadece sana özgü bir şey değil bu, her insanı ziyaret ederim. Her insan yaşadığı sürece, her an bir ihtiyaç karşılıyor. Oyundan eğlenceye, görülmekten desteğe, sevgiden birlikteliğe, düşüncelilikten fiziksel bakıma kadar. Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında içinde oluşan burukluk hissi, üzüntü, kalbindeki kırıklık benimle, yasla ilgili.

Yine itiraz edecek oldum. Yas birinin ölümü ile gelen duygu hali değil mi diyecektim, bu defa o fırsat vermedi.

Bunlar yas olur mu diyeceksin şimdi dedi. Oluyor diye kendi sorusuna kendi cevabını verdi ve açıkladı: Her insan, insan olarak yaşamak için ihtiyaçlara sahip olarak doğar ve bu ihtiyaçları karşılama motivasyonuyla yaşar. Karşılanmayan ihtiyaçların bedende yarattığı duygular bütününün adı yas. Yani duyguyum ben. Ben görünür hissedilir olduğumda, yaşadığın deneyimin etki gücüne bağlı, kalbinde acı, bedeninde yanma, sırtında ya da midende gerginlik, iç alanında huzursuzluk ve yaşam gücünde belirgin bir azalma fark edebilirsin. Kişiden kişiye bu hisler değişse de, bunlar sıklıkla karşılaşılanlar durumlar. Sadece duygu da değilim, ihtiyaç olarak da var olabilirim. İhtiyaç olduğum haller keskin bir acıyla fark edilip o acıdan ayrıştığım yaşamdan keyif almanın epey azaldığı ve kopukluk hissinin baskın olduğu haller olabilir. Genellemeyeyim, bu durumlar kişiden kişiye göre değişir.

Bir an sessizleştim. Sonra dedim ki, duygular gelip geçiyor ama senin bir yere gittiğin yok. Yıllardır geldin oturdun. İhtiyaç olduğundan mı yani?

Ben mi oturdum dedi, sen mi bana tutundun?

Bu cümle beni bi sarstı. Neredeyse 40 yıl önce yaşadığım vazo kırma meselesini hala bugün gibi hatırlıyorsam, orda tutunduğum bir şey olabilirdi. Hiç itiraz etmedim.

Düşüne düşüne içinden çıkamadığım deneyimlere dair büyüyen düşüncelerimin üzerime zift gibi yapıştığı anları hatırladım. Haklısın demek de gelmedi içimden, itiraz etmekte. Sessizliğimden anlamıştı oda, üzerime gelmedi.

İnsanın bir şeyi istemesinden ve onu gerçekleştirmesinden daha doğal bir şey yok dedi. Bu isteme halinin doğallığı kadar, istediklerinin olmaması da doğal ve insanlar bununla barışamıyor. Olmayan isteklerini oldurmak için çabalamayı beni ağırlamaktan daha kolay buluyor dedi. Dursalar ve karşılanmayan ihtiyacın üzüntüsünü azıcık ağırlasalar görülmüş olmanın hafifliği gelecek üzerime, enerjim katmerlenmeden sönüp gidecek.

Onu görmezden geldiğim, ben güçlüyüm her şeye dayanırım, bunu da atlatırım diye kendimi ayağa kalkmak için zorladığım anlar geldi aklıma. Bu anları hatırlamanın bedenimde oluşturduğu hisleri fark ettim. Gözlerimde acı yerine yas duygusunu fark etmenin coşkusu parıldadı. Sensin bu di mi dedim. Evet dedi. 

Fark edemediğin yasların yasını gördün işte dedi.

Bu kadar göz göze geldiğimize göre artık gidecek misin? dedim.

Yaramaz bir çocuk gibi gülümsedi. Bensiz yapabilecek misin dedi?

İçten içe sinir oluyordum. Alay mı ediyorsun sen benimle diyecek oldum. Yine sustum.

Yıllardır Şiddetsiz İletişim pratikleri yapıyordum. Başka bir uslûp ile konuşabilirdim.

Ben dedim, sesim benim bile duymakta zorlandığım kadar cılız çıkmıştı. Kendime bir cesaret verdim. Kendini ifade etme ihtiyacımın farkındaydım ve hani bu ihtiyaç karşılanmayınca geliveriyor ya yas bu bilgiyi hemen hayata geçirdim, kendime hadi canım bi cesaret et kendini olduğun halinle ifade et dedim.

Dikeldim, sesim şimdi daha gürdü..

Yasım dedim, gördüm seni, baktım gözünün içine içine, ne zaman geldiğini, niye geldiğini, ne olmayınca gitmek bilmediğini anladım. Bundan böyle sen de, müsait misin diye sormadan, gelebilir miyim diye kapımı çalmadan evimin orta yerine gelip çöken bir misafir gibi yapmasan. Bazı durumlarda önden küçük belirtiler versen de, son ana kadar yok öyle de olmayabilir diye görmezden gelinebilen ve geldimi de aylarca ve belki yıllarca gitmeyen misafir gibi olmasan dedim.

Romantik buldu beni. Haber veremem dedi. Ne zaman ne olacağını garanti edemem..

Bunu söylemesi güvenimi sarsmıştı.

Derin bir nefes daha alıp şöyle dedim.

Madem söz vermiyorsun, hiç değilse şimdi git. Gitmem de diyorsan, ben yorgunum seni taşımaktan, seninle yaşamaktan, birazda sen taşı beni dedim.

Ne diyeceğini bilemedi.

Öylece bakıştık.

Hayat yeni bir yöne evrilecek, yasıma yaslanacaktım. Sırtımı dayadığım bir duvar gibi, elimde tuttuğum bir baston gibi güç alacak, ağırlığımı bırakacaktım.

Bu davetsiz misafirin hayatımı ele geçirmesinden ziyade onu hayatımın içine katacak, deneyim süreçlerime onu da ortak edecektim.

Bu cesareti benden beklemeyen yas cesaretli gücüm karşısında sessizleşip, küçüldü. 

Ben onun üzerine oturdukça, ona dayandıkça o beni yüceltti.

Acıyı dönüştürmek belki de böyle bir şeydi.

Cevher Burcu Bağıran

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)