Pastane Kurabiyeleri

, ,

| 25/03/2022

Çocukluğum, hayat sahnemde; merhametli bir yönetmen tarafından çekilmiş dramatik bir film gibi..

Yastığımın altına koyup bozulmayacağını düşündüğüm pastane kurabiyeleri ve bodur bacaklarıma doğru yol alan kara fatmalar; yaylı karyolaya gömülen küçük çocuğu iyi hatırlar.

Babamın yağmurlu bir Eylül günü sırf beni görüp duygulanır diyerek atölyesini terk ettiği gün açıldı kalbime yarık. Gözüm “kapalı” ibareli levhada çakılıkaldı. Gözümü alamadım yıllardır o levhadan. Sonbaharın Eylül’ü de yağmuru da gözümle birlikte uykuya daldı…

Her uykuya dalış kuvvetli bir tokatla aydınlanıveriyordu. Sınıfın her köşesi ışık saçıyordu. Sınıf arkadaşlarımın kolalı yakalıklarına yansıyordu alevden yanağım. Gelip geçici ve de alışılmış bir aydınlıktı bizimki. Yanağıma vuran ateşten hiç rahatsızlık duymadım. Fakat her gece yastığıma damlayan yaştan çok rahatsız oldum.

Bir gün müsamere provasından kaçtım. Boyumdan kaç kat büyük otobüse binip Ordu’ya gittim. Kayboldum Ordu sokaklarında.  Ordu-Perşembe otobüs durağında mandolinci bir amca vardı. Ağladığımı görünce “Yeğenim neden ağlıyorsun?” diye sordu. “Babam beni almaya gelecekti, gelmedi dedim. “Bekle biraz daha gelir, “dedi. Biraz daha bekledim. Akşamın rengi yüreğime nakşoldu. Ağladıkça ağladım. Mandolinci amca” Baban seni unutmuş herhalde, gel seni polise teslim edelim” dedi. Yoldan geçen iki üç abiye tutuşturdu elimi. O vakit köy arabası kalkmıştır dedim içimden. Babam da gitmiştir, babamın adı neydi unuttum… Köyümün adı neydi unuttum. Ben bana dair ne varsa unuttum…

Belli ki köy arabasına yetişmeye çalışan mahalle komşumuzu gördüm sonra. Adı neydi, onun adını da unuttum. Elimi tutan abinin elini bırakıp komşu oğlunun peşinden koştum. Çağıramıyordum, bağıramıyordum ki arkamdan kuvvetli bir ıslık durdurdu onu. Abi arkasına dönüp baktığında yüzü gözü gözyaşına bulanmış beni gördü. “Anaa, gız Damlaa, senin ne işin var burada?” dedi.

O an ben beni buldum.

Babamın adı Salih’ti, buldum.

Köyüm Arpaköy’dü, buldum.

Ve şu an köy arabası Cafer kalkmak üzere, buldum.

Abiler, başta adını hatırlayamadığım Fatih abiye beni teslim ettiler.

Durağa kadar neler düşledim ben.

O düşlerime kavuşamadım belki ama babamın topuğu yenmiş sıcak ekmeğine kavuştum.

Köyüme, kuzinede pişen darı çorbasına, yal kazanı ıslığına, mavi pazen pijamama…

Sahi neydi durağa kadar beni büyüten düş?


Yazan:

Damla Onuk

Ben Damla. 21 Ağustos 1986’da Ordu’da doğdum. İlkokulu Ordu’nun Perşembe ilçesinde anneannemin yanında okudum. Baba ocağından uzak olmamın minik yüreğime binbir maharet ekeceğini ve yıllar sonra ekilen maharetlerin meyvelerini yiyeceğimi çocuk aklımla hayal edemezdim. Sınıf öğretmenim geleceğin tiyatrocusu ya da edebiyatçısı olarak görmek istedi beni. Babam ise resim bölümüne göndererek başka bir dünyaya yönlendirdi. Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü okurken bile boş durmadım, hem okudum hem yazdım. Dağlar koyağını gezdim. Resim kolum kanadım, şiir ve öykü yüreğim oldu. Ara sıra da yanık yanık türkü yakar, beste yapardım. Bayramlarda seyranlarda şiirler okurdum. Velhasıl hiç isteyerek okumadığım Hacettepe Sanat Tarihi Bölümü’nden 2008 yılında mezun oldum. Elim yazmaktan ve çizmekten geri kalmadı. 2010 yılında Gazi Üniversitesi Resim-iş Öğretmenliğinde yüksek lisans yaptım. Formasyonumu da sırtıma alıp öğretmenliğin yolunu tuttum. Şimdi öğrencilerime yakıyorum türkümü, onlarla dokuyorum ilmek ilmek öykümü...

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)