İKİ KIRMIZI FİNCAN 

Mayıs ayının on sekiziydi. Meltem rüzgarlarının yüzümü okşadığı bu bahar gününde, Mercan Sokağı’nın kırmızı eğri tabelasını sağımda bırakarak yürümeye başladım. Başım önde, Arnavut kaldırımlarının çizgilerine basmaya gayret ederek yürürken, bu takıntımın çocukluğumdan beri hiç değişmediğini düşündüm. Yavaş ve sakin adımlarla ilerlerken Leyla Hanım’ın evinden, yaklaştıkça yükselen müzik sesleri geliyordu. Radyosu hep açık olurdu evet ama sesini hiç bu kadar da...

DEVAMINI OKU

GUGUKLU SAAT

Çocukluğumun geçtiği evin en büyük salonunda saat başı öten guguklu saatin içinden çıkan kuşu hep dört gözle beklerdik kardeşimle. Gu-guk gu-guk diye kapağını yarıp saatin sayısı kadar öttüğünde, gözlerimizi yukarı doğru kaldırır, kuş susana dek buzdan donmuş heykeller gibi onu izlerdik. Ne garip. O eve ait hatırlayabildiğim tek eşya olan bu saat, yıllar sonra yaşanmış olan o acı günün, iki...

DEVAMINI OKU

KRİZANTEM SOKAĞI

Aşınmış Arnavut kaldırım taşlarının aralarındaki boşluklara, uzun sivri topuklarımı denk getirmemeye  çalışarak yürüyorum tarih kokan bu sokakta. Yürürken, siyah beyaz bir filmi renklendirmeye gayret edercesine hafızamın dehlizlerine giriyorum, sorgusuzca. Aniden. Bir anda karabasan misali çökmüş olan karanlık dağılıveriyor. Oldukça derinden gelen ama şiddetini giderek yükselten, o tanıdık müziğin sesi kulağıma dolmaya başlıyor. Topuk seslerimi müziğin ritmine uydurarak yürümeye gayret ediyorum....

DEVAMINI OKU