Bu ay teslimiyet’e, ürkmüş bir çocuğun annesinin kucağına başını gömerek sarılması gibi sarılmasaydım; belki kat kat fazla zorlanırdım.
Ne acayip aydı diyorum; şairin dediği gibi;
”Ayların en zalimidir Nisan…”
Son günlerde, anne/dost kadın komünitemden bir arkadaşımız, altı yıldır bizi hayran bırakan kanser mücadelesinde artık teslimiyete geçti. Yıllardır öyle mücadele verdi ki hep şahittim.
Komünitemizden bir diğer çok yakın dostumuzu birkaç yıl önce yine kanserden kaybetmiştik ve onun “yasını” tutamadan, başka bir dostumuzun mücadelesine başlamıştık. Ve hayır, bu defa kaybetmeyecektik… Adeta and içmiştik.
Ta ki Nisan başına dek… Belli ki artık teslim olmanın zamanı gelmişti. Arkadaşımız teslim olunca biz de teslim olduk. Ona nasıl alan tutacağımızı ve yaşamını ve kızının yaşamını nasıl kolaylaştıracağımızı araştırdık kendi içimizde. Şimdi sık sık toplanıp evine gidiyoruz kimimiz yatağında onunla sohbet ediyor; kimimiz mutfağa girip ketojenik yemekler yapıp kaldırıyor buzluğuna; kimimiz de kızıyla ilgileniyor.
Çıkabilecek gücü olursa hemen sahile, ormana götürüyoruz, hava alıyoruz bol sohbet ve kahkahalarla. Geçen gün kızına sabah sayfaları ve bilinç akışı yazı tekniğini anlattım biraz. Kendi deneyimlerimde duygularımı sağaltmada nasıl işe yaradığından söz ettim. “Tamam, ben denemek istiyorum, buna ihtiyacım var.” dedi… Teslim etti kendini.
Teslimiyeti bu şelikde deneyimleyen, arkadaşımız için “şefkat ve yas’a teslimiyet çemberi” açmaya karar verdik. Bol bol dualarımızla mucizeleri çağırıyoruz elbet, ama artık teslimiz ve bu çok acı veriyor.
Teslimiyet kimi zaman çok acı veriyor. Ama beraberinde kısır döngüden ve hatta belki toksik pozitiflikten çıkarıp, farklı motivasyon ve sağaltım alanları araştırmama da ilham oluyor.
Bu örnekte hem “yenilgi” anlamında teslim olmayı, hem de gerçek bir “kadere teslimiyeti” yaşıyorum.
Denir ya, “önce gayret sonra tevekkül ve teslimiyet.”…
Annem hep der ki; “İnan bana hayırlısı buymuş. Sen gayretini verdin, bundan böyle olan ne ise hayırlısı oldu. Bu sana kötü hissettirse de armağanları mutlaka günün birinde idrakine gelecektir.” Önceki gün annemle telefon konuşmamızda arkadaşımdan konuştuk ve bana aynı cümleleri tekrarlayarak ekledi; “Şunu tekrarla içinden, -Senin kaderin sana, benim kaderim bana.”
Şimdi bilinmeyene doğru bir adım atıyor arkadaşım ve ona eşlikçilik yapmaya çalışıyorum, bilinmeyene doğru; canım yanıyor. Geçen gün karşılıklı ağlamaya başladık, o hiç ağlamaz, çok güçlüdür direyetlidir; çok şey öğrendim ondan. Ama ağladık ve o an adeta “Midsommar” adlı filmde kadın topluluğunun, arkadaşlarının acısını ağlayarak sağaltışında alan tuttukları sahnedeki gibi ağladık. Arkadaşım haykırararak ağladı ve ona hem alan tutup hem de eşlik ettik. Sonra “oh be” diyerek gülmeye başladık 🙂
Arkadaşıma teslimiyet iyi gelmiş. Artık ağlayabiliyor. Artık ben de onunla ağlayabiliyorum. Gözyaşına teslim olmak nasıl bir ferahlık…
Hayat hakikaten bilinmezlere gebe, bazen çok çetin sınavlara çağırıyor ve anladığım kadarıyla “yas’a teslimiyet” müthiş bir anahtar; ne geçmişe hayıflandırıyor, ne geleceğe kaygılandırıyor, ne keşke dedirtiyor ne de kendimi suçlamama olanak sağlıyor. Sadece şu an’ın kapısını aralıyor.
Teslimiyet bende kendime ve hayata sarılmayı çağrıştırıyor ve beni, yas’ın o korunaklı ve sıcacık alanına bırakıyor ve bana “her şerde vardır bir hayr.” kadim sözünü hatırlatıyor.
Bugün biraz daha düşündüğümde son beş yıldır hayat mottom olarak tekrarladığım; her yere not ettiğim, o kolaj cümle geldi aklıma;
HAYAT KOLAY DEĞİL, HAYAT ZOR DEĞİL; HAYAT BÖYLEDİR…
Kolaj cümle dedim çünkü bu cümlenin bir kısmı Nuri Bilge Ceylan’ın röportajında söylediği şu vurucu cümleden alıntı:
“HAYAT BÖYLEDİR.”
Cümlenin diğer bölümü de Hermann Hesse’nin Ağaçlar adlı kitabından alıntı:
“YAŞAMAK KOLAY DEĞİL; YAŞAMAK ZOR DEĞİL.”
Hesse diyordu ki Ağaçlar kitabında:
“Üzgün olduğumuzda ve hayata katlanamadığımızda bir ağaç şöyle konuşabilir bizimle:
—Sus! Bak bana! Yaşamak kolay değil, yaşamak zor değil. (…) Her yol eve götürür, her adım doğumdur, her adım ölümdür, her mezar.”
Doğa ve ağaçlar ve hayvanlar sanki hep tefekkürde, hep teslim, emin ve teskin… Güveniyor gücüne; yaşamayı biliyor yas’ıyla ve güveniyor ölüme.
Nisan Sabahı,
2024, Nisan

















