Sordum sarı çiçeğe benzin neden sarıdır? Çiçek eydür derviş baba ölüm bize yakındır…
Bu ilahinin sözlerinin sahibinin Yunus Emre olduğunu düşünür çoğu kişi. Gezgin ve efsaneleşmiş bir derviş ve şairdir Yunus Emre. Yunus Emre o kadar efsaneleşmiştir ki, Anadolu’da Yunus gibi söyleyen, Yunusça söyleyen diye tabir edilen şairler çıkmıştır. Bu şairlerden bir tanesi de Bursalı Aşık Yunus’tur1. Yunus Emre ile karıştırılır şiirleri. Bursa’da Niyazi-i Mısrî tarafından keşifle ortaya çıkartılan Âşık Yunus, başta Sordum Sarı Çiçeğe ilahisi başta olmak üzere, daha çok ilahileriyle tanıdığımız Yunus’tur.
Ne kadar farklı bir soluk Aşık Yunus. Ne kadar duru, yapmacıksız, karşılıksız ve değer katan.
Yunus dertlidir, belli ki sarı çiçeğin derdi, onun da derdi olmuştur. Yunus’un muhatap aldığı çiçeğin renginin sarı oluşu ise ayrı bir inceliktir. Çünkü sarı renk geçiciliği sembolize etmektedir ve her haliyle hüznü dillendirmektedir. Yunus ilk adımını böylece atmıştır, söz sırası çiçektedir.
Çiçek derdini söylemese de derdi büyüktür. “Çiçek eydür ey derviş ahım dağlar eridir…” Aslında soru, ölümün kavramını anlamaya dair kuvvetli bir adımdır.
İnsanın en temel problemi olmalıdır ölüm ona göre. O yüzden çiçeğin bizatihi kendi durumunu soruşturduktan sonra söze hemen ölümle başlamıştır Âşık Yunus. Ve insan sadece ölümü anlamlandırma adına sahici bir adım atsa, hayatın felsefesini de çözecektir. Yunus’un derdi de budur. Zaten sarı olan ve her haliyle “bu dünyada solmaya mahkumum” diyen çiçeğin cevabı ise Yunus hikmetini aratmayacak kadar yalın ve serindir:
Çiçek eydür ey derviş ölümsüz yer var mıdır? Bizde farklı soralım soruyu, ölümsüz bir canlı var mıdır?
Ölüm, varlık ve yokluk üzerine düşünmeye sevk ediyor insanı. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak mı? Az sonra ölecekmiş gibi yaşamak mı? Yaşamın temel paradoksu bu sanki.

















