Bir evin birkaç adım ötesinde, çöp konteynerinin yanında duran yeni boyanmış kırmızı bir çift ayakkabı…
Bu sokakta bir cenaze olduğunu söylemenin en sessiz yoluydu.
Feryatlar dinmez; ölüm ancak böyle kabullenilirdi. En sevdiğini sonsuzluğa uğurlarken geride kalan bir çift
ayakkabıyı düşünmeden bırakmaktı asıl gerçek. Ölüm soğuktu ama bir o kadar da tanıdık, bir o kadar anlam
yüklüydü.
Doğduğun andan itibaren sana sunulan mucizelerle dolu bu zamanı tüketmek miydi bir çift ayakkabı?
Sadece kimse dillendirmezdi fakat herkes bilirdi.
Ayakkabılar aceleyle çıkarılmıştı. Bağcıkları çözük, içleri hâlâ sıcak gibiydi. Sanki birazdan kapı yeniden açılacak,
sahibi dönüp onları giyecekti. Ama ölüm geri dönüşleri sevmezdi.
Sokaktan geçenler kısa bir an durdu, sonra bakışlarını kaçırdı. İnsan ölümle göz göze gelince, kendi payına düşeni
de görürdü. Bu sessiz haberin bir gün kendi kapısına bırakılacağını bilir, yine de dudaklardan aynı cümle
dökülürdü:
“Allah rahmet eylesin.”
Evin önü ayakkabılarla doluydu. Her gelen hayatından küçük bir iz bırakmış gibiydi. Kapının önünde biriken her
çift, ölenin ne kadar sevildiğini ya da ne kadar yalnız yaşadığını kimseye sormadan anlatıyordu.
Kadınlar sessizce girip çıktı. Erkekler sigaralarını ağır ağır yaktı. İçeriden yükselen feryatlar önce azaldı, sonra
yoruldu sonra sustu. Ama ayakkabılar kaldı. Sahibini bekler gibi.
İnsan bir ayakkabıya neden bağlanırdı? Oysa görevleri basitti: yolları taşımak, ayakları korumak. Ama farkında
olmadan sırları, suskunlukları, yarım kalmış cümleleri de yüklenmişlerdi. Sabah aceleyle inilen
merdivenleri, akşam yorgun dönülen sokakları en iyi onlar bilirdi. Sessiz yaşanmış bir aşkın tanıklarıydı;
söylenememiş sözlerin, ertelenmiş cesaretlerin.
Kırmızı ayakkabılar hâlâ çöp konteynerinin yanındaydı. Zaman durmuş. Keşkeler çoktu; yarım kalan hayaller gibi.
Rahme düştüğü anda başlayan mucize, nefes alındığı sürece insana eşlik ederdi. Ta ki emanet teslim edilip, biçilen
o iki metrekarelik yere bırakılana kadar.
“Bu kadar ağıt yeter, kaldığım yerden devam edeceğim” dedi hayat. Yas evini hiç düşünmeden.
Öğleden sonra yabancı biri durdu kırmızı ayakkabıların önünde. Yüzünde küçük bir gülümseme vardı. Ayağındaki
ayakkabı yırtıktı. Uzun uzun baktı. Etrafına göz gezdirdi; kimse yoktu. Eğildi, eline aldı. Bir an duraksadı ve gitti.
Ardında ne bir soru bıraktı ne bir teşekkür.
Ayakkabılar yeni ayaklara alışırken, evin içinde adı son kez fısıldandı. Akşam olduğunda cenaze arabası gitmişti.
Sokak hafiflemişti. Kapının önü boştu artık.
Ayakkabılar yoktu.
Bir hayat, geride yalnızca başkasının ayağına uyan bir boşluk bırakarak geçti.
İlginizi Çekecek Diğer Yazılar
Emanet
DENEME, EŞİK, İYİ ÖLMEK, YAS ve ÖLÜM BİLGELİĞİ
27/10/2026
Birine bir bardak su verirsiniz; size hayatını kurtarmışsınız gibi bakar. Bir başkasına dünyaları sunarsınız, elindekine şöyle bir göz gezdirip küçümser, burun kıvırır. Uzun zaman bu farkı insanlar arasındaki karakter uçurumuna yordum. Sonra yavaş yavaş, çok daha esaslı bir hakikat belirdi....
DEVAMINI OKUYASIM, YAŞADIĞIM KADARDIR
Dedemin ardından kalanlara… Yazar, “Hayatıma sıklıkla unuttuğum talihli anlar iz bırakmış, çünkü mutlulukaklımıza yalnızca bizi terk ettiğinde geliyor” diyor ve devam ediyor, “Hüzün bir zamanlarhissedilmiş mutluluğun izidir, mutlu olmuş olduğumuzun kanıtıdır.”Bunu okuyunca hüznümün, yasımın ağırlığının, böyle arada boğazıma oturan bir...
DEVAMINI OKUYas
Yas… Tek kelime. Üç harf. Ama her harfin arasında sonsuz bir boşluk var. Sözlükanlamı, “ölüm veya bir felaketten doğan acı” diyor. Matem. Ama hiçbir sözlük göğsünün tamortasında açılan o koca delikten bahsetmiyor. O delikle ne yapacağını bilememekten. Nereyekoyacağını bilememekten. Acıdan...
DEVAMINI OKU




















