Kına Gecesinin Kınası Olmak

,

| 18/11/2021

Size, neye inanmanız gerektiğini söyleyemem.

Ama iç rahatlığıyla söyleyebilirim ki yaşama borcunuz var.

Nasıl oluyor da bankalardan 10 veya 20 sene geri ödemeli (belki daha da uzun) ev kredileri alıp onca zaman borçlu yaşamayı göze alıyoruz da, sayesinde şu dünyada nefes aldığımız içimizdeki o canlı güce borçlu hissetmiyoruz kendimizi?

Belki biliyorsunuz, Avustralya’da yaşıyorum. Burada 1970’lere kadar, yaklaşık 60 yıl boyunca uygulanan devlet politikasıyla yerli bebekler ve çocuklar ailelerinden zorla alınarak beyaz ailelerin yanına verilmişler. Bu kuşağa çalınmış kuşak deniliyor. Acı, hem de çok acı bir dönem. Düşünsenize size sormadan birileri gelip küçük çocuklarınızı sizden alıyor ve onları bir daha görmeniz mümkün olmuyor. Yatılı okullara veya beyaz ailelerin yanına verilen çocukların uğradığı kötü muameleler ayrı bir yara. Yaşananları okumaya, buna maruz kalanların anılarını dinlemeye kalbim dayanmıyor.

Keza Anadolu toprakları kederi daha da az olmayan binlerce hikayeyle dolu.

Anadolu’nun bazı yörelerinde kına gecesinde gelin ağlatılır. Sebepleri çeşitli olmakla birlikte bir tanesinde denir ki baba evinden giden kız üzgündür. Gelin, sonrasında evliliğine gülerek devam etsin diye kına yakılarak önce ağlatılır. Kına bir adaktır. Düğün öncesi adak adanır, gelin ağlatılır çünkü sonrasında bunun mutluluk getireceğine inanılır.

İnsanlık olarak bir kına gecesine ihtiyacımız var. Farkında olmadığımız, farkında olup kafamızı çevirdiğimiz, duymamazlıktan görmemezlikten geldiğimiz, kaçınmak için normalleştirdiğimiz tüm kişisel ve dünya yaslarımız için bir kına gecesine ihtiyacımız var.

Ey güzel insanlar, sizin adağınız ne?

Hayattan hep istemek, hep almak, hep dilemek, yetmedi bankalardan borç almak, yetmedi yaşadığımız dünya düzenini normal kabul etmek onun yerine yaşamın en normal döngüsü olan ölümden kaçınmak. O da yetmedi bunlara kafamızı çevirdiğimiz için durduk yere gelen iç sıkıntılarını başka sebeplere bağlamak.

İçin sıkılır elbet.

Senin adağın ne cancağzım?

Adak adamayı, istek listene bir madde daha eklemek diye anlama. Dünyanın yasına karşı kişisel çabalarınla belki, şanslıysan, sadece ufacık bir şey yapabileceğini bilmek ama buna rağmen onunla kalabilme kapasitesini genişletebilmektir adak.

Adak, marifeti sana bağlı bir eylemdir.

Çünkü, adak sensin. Senin adanmışlık halindeki varlığındır adak. Yaşama karşı. Nefes aldığın için borçlu olduğunu bilmek ve sadece bu yüzden bile dünyanın tüm acılarını görmeye ve ne kadar canını acıtırsa acıtsın hızlıca gelip geçen günlerinde onlarla olabilmeye alan açmaktır adak.

Yaslı olanlar bana hep sorarlar; bir sene oldu hala çok üzgünüm, altı ay geçti kalbim hala acıyor. Bırak acısın. Onun işi bu, gitmeden ağlamak isteyen bir gelin o. Senin ona kına yakmanı bekliyor. Demek ki kına hala tam yanmadı, hala o elleri tam kızartmadı.

Adak, sensin. Bu adağı, varlığınla, kalbinle, zamanınla ödersin.

Yazının devamını okumak için buraya tıklayın.

Fotoğraf: Hassan Ouajbir


Anadolu topraklarının çeşitliliğini yansıtan bir ailenin üçüncü kızı olarak 1971 yılında Ankara’da dünyaya geldi. Kendini hatırladığı andan itibaren kutsalın anlamı, insan olmanın bilgeliği ve yaşamın döngüleri üzerinde tefekkür ediyor. Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü Mezunu ve yas üzerine Psikolojik Danışmanlık okuyor. 2018 yılında aldığı ilk Ölüm Doulası (Ölüm Eşlikçiliği) eğitiminden itibaren ölüm ve yas konularıyla ilgili çalışıyor. Yas ve ölüm alanına hizmet ederken niyeti, kederi ortadan kaldırmadan karşıdaki kişinin duygusal gerçekliğinin ne olduğunu duymaya çalışmak. Bunu tarif edecek kelimelerle buluşmak için alana sembol, metafor, ağıt, dans, şiir veya hikayeler çağırmak, böylelikle acının içinden onu bizlere iletecek görüntüleri, kelimeleri veya hareketleri bulmak. Kişisel olarak, ölüm ve yasın ömür boyu çırağı olacağı gerçeğine ve yolumuza devam etme gücünü kendi yas dağarcığımızın söyledikleriyle bulacağımıza gönülden inanıyor.

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)