Yas… Hayatın en zor ama en insani gerçeklerinden biri. Kimse yaşamak istemez ama hepimizin yolu bir gün mutlaka düşer. Bir kaybın ardından içimizi saran bu duygu bir hastalık ya da bozukluk değil; tam tersine, çok doğal ve insana özgü bir süreç. Fakat ne kadar doğal olsa da bir o kadar da ağır.
Kaybı yaşadığınız ilk anlarda yas sizi öylesine sarsar ki ayakta durmak bile zorlaşır. Nefes almak ağır gelir. Acıyı bedeninizde, kalbinizde, zihninizde ve ruhunuzda aynı anda hissedersiniz. Hayat bir anda anlamını yitirir, gelecek ise karanlık görünür. Ve en zoru, hiç kimse sizi böylesine derin bir acıya hazırlayamaz.
Ama bilmelisiniz ki yasın belli bir kalıbı yoktur. Herkes bu süreci farklı yaşar. Kimimiz sessizleşiriz, içimize kapanırız; kimimizse duygularımızı sürekli dile getirmek isteriz. Kimi hızlıca toparlanmış gibi görünür, kimi ise aynı acının içinde yıllarca kalır. Bu yüzden kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Yaşadığınız şey, şu an için dünyanın en ağır yükü olabilir ve bu tamamen normaldir.
Çoğu insan “Zamanla her şey geçer” der. Oysa tam olarak öyle değil. Zaman acıyı iyileştirmez. Zaman tarafsızdır. İyileştiren tek başına zamanın akışı değildir. Zaman tek başına hiçbir şeyi çözmez. Önemli olan, bu zamanı nasıl kullandığınızdır. Yas, üstünden atlanacak ya da görmezden gelinecek bir şey değildir. Daha çok “emek isteyen bir iş” gibidir. Onunla yüzleşmeyi ertelerseniz, yükünüz daha da ağırlaşabilir.
İşte bu yüzden, yas sürecinde konuşmak, duygularınızı ifade etmek çok önemlidir. Bastırılan duygular yok olmaz; aksine, daha karmaşık ve yorucu hale gelir.
Herkesin yas tutma biçimi kendine özgüdür. Herkes yaşına, cinsiyetine, kişiliğine, kültürüne, değer sistemine, kayıpla ilgili geçmiş deneyimine ve mevcut desteğe göre farklı şekilde yas tutar. Aynı aile içinde bile farklılıklar görülür. Çünkü aslında kaybettiğiniz yalnızca bir insan değildir; onunla birlikte hayalleriniz, planlarınız ve bazen kim olduğunuzu hissettiğiniz parçanız da eksilir. Bu yüzden yas yalnızca ölüme değil, hayatımızdaki tüm kayıplara dair bir süreçtir.
Evet, zamanla acı azalır. Ama tamamen kaybolmaz. Ölüm, sevdiğiniz kişinin hayatına son vermiş olabilir ancak ilişkinizi bitirmez. Geride bir iz bırakır. Anılarınızı ve geçmişinizi geleceğe nasıl taşıdığınıza bağlı olarak, aranızdaki bağ hayatınız boyunca devam eder. Bazen bir şarkıda, bazen bir fotoğrafta, bazen de uykunun en derin yerinde karşınıza çıkar.
Ben de yaşamıma değer ve anlam katan çok güzel canları yolcu ettim. Kendi yas süreçlerimde canım çok yandı ama Mevlânâ’nın şu sözlerine sığındım:
“Bu yer bir rüya yalnızca. Uyanık olmayan onu gerçek sanır. Sonra ölüm şafak gibi gelir ve sen gülebilirsin, yas dediğin şeye gülerek.”
Sonuç olarak yasın doğru ya da yanlış veya kestirme bir yolu yoktur. Sadece kendi yolunuz vardır ve onu kendiniz keşfetmelisiniz. Onu uzun ve karanlık bir tünele benzetebiliriz. Geri dönemezsiniz, etrafından dolanamazsınız. Tek yol, içinden geçmektir. Ama unutmayın, o tünelin sonunda mutlaka bir ışık vardır.


















