Kederli Senfoni

,

| 19/04/2025

“Bir insan değil, malzemeydim artık. Kalın, katı, dolaşık.”

Rüyamda yılanlar göründü önce. Gözleri sapsarı. Dilleri dikenli. Kanlı gözyaşlarım köpürmeye başladı organlarımda. Sarsıldım. Titredim dakikalarca. Beyaz, sonu gelmeyen sıkı bir kumaş… Beni sardıkça sardı. Bedenim süt rengi yapışkan bir elbiseydi artık. Yüzüm, gözlerim, sarı saçlarım, hayat dolu memelerim… Görünmez, anlaşılmaz oluncaya kadar doladılar kumaşı. Bir insan değil, malzemeydim artık. Kalın, katı, dolaşık…

Yemek pişiren, çamaşır yıkayan, yer silen bir firavun. Bedenim uyuşuk. Derim karıncalı. Gövdem içi boşalmış bir limon. Mumyalanmış kadınlığım. Vahşi benliğim ölü!

Zehir kanıma işlemeden önce arzularım vardı. Umut kapımdı gökyüzünün mavisi. Deniz görünüyordu evimin penceresinden. Yüksek binalar musallat olmamıştı bulutlara. Buz tutmamıştı kalbim zehirden önce. Nikâh masasına oturdum. Ayağına bastım babama benzeyen bir adamın. Mürekkep başımdan aşağı boşaldı. Morardı yüzüm.  Gözlerimde dikenli çitler. Aşamadığım yükseklikteydi yalnızlık.

Kapım çaldı bir akşamüstü. Omzunda şişman bohçasıyla, mor yazmalı bir kadın belirdi karşımda. Dantelli çarşafları pek güzelmiş. Tel kırma örtüleri baş döndürücü. Özel iğneyle işlemiş hepsini. İçeri aldım.

“Evinde hayaletler dolaşıyor,” dedi. Bir anda yüzünün şekli değişti.

Katran karası mutsuzluk parçaları vurmuş odalara.

“Bir ölü var,” dedi. “Dünya güzeli bir kurt köpeği. Kollarında vermiş son nefesini.”

Bildi köpekten sonra iyileşemediğimi. Kapandığını kapılarını kalbimin. Gördü ruhumu saran alevleri.

“O çocuk nereye gitti? Yalvarırım söyle, küçük kızı görmedin mi?” 

“Köpek götürmüş,” dedi. “Karalar giyen bu kadınla bırakmış seni.”

“Çocuk, geri dönmez mi peki?”

 “Gelir” dedi. “Lakin yer aç ona. Geri çağır vahşi benliğini. Ormanda koş. Nehirde yıkan. Yakın ol doğaya. Çocuk, rahatladığını bilsin. Köpek ona yolu gösterir.”

Yüklendi bohçasını, bir şey satmadan gitti. Para da istemedi. Tuzlu gözyaşlarım girdi ağzımdan içeri. Odunsu kokular doldu havaya. Sandım ki köpek geri geldi. Tüylerinin sıcaklığını hissettim parmaklarımda. Allah’ım bu nasıl sevmek! Delicesine âşık olmak bir hatıraya.

Evim bir ormandı şimdi denizin içindeki. Kulaç attım. Ona doğru yüzdüm. Tüyleri odun kokan kıymetli dostuma. Islandı gövdemi sıkıca saran kumaş. “Yaslı ucu” göründü kefenimin. İçime dönerek soyundum. Ağaçların altında. Elimde ısırılmış bir elma. Yaprakların hışırtısı kulaklarımda. Bakakaldım çorapsız ayaklarıma. İçimde kıvranan hayvana…

Yeniden çaldı kapı. Ürperdim. Bir günde iki ziyaretçi. Hem de eşikte. Olacak şey mi?

Balık Kadın, gümüşi pullarıyla geldi. Işıklar damladı gövdesinden suya. Kıvrıldı kuyruğu dans ederken denizin üstünde. Ben miyim ritmi hisseden böyle? Sarı saçlarımdan, yıldızlar döküldü denize. Büyük bir kaya parçasına oturdum rüzgâr okşarken bedenimi. Ben bir şekil değiştirenim şimdi.

Büyük oyuklar açılmış yeraltında. Mağaralarda dev teleferikler. İki dünyayı birbirine bağlayan köprüler. Kokuşmuş kemikler, deriler, yüzler, iğneler ve iplikler. Dikiş bilen bir peri. Sihirli değneğiyle kadına dönüştürdü beni. Pergel gibi açıldı bacaklarım. Kan damladı toprağa. Elime tutuşturdu pis bir kelleyi. Kafatası Geçidi’nde, bakakaldım eskiden gözlerin olduğu yere. Geçiciliğe. Ölüm! Çocukluk arkadaşım. Ustam. Tutkulu konum.

Köprünün sonu dünyaya çıkıyordu. Kanlı kordona. Ölümün ikizi doğuma.

Rüyamda denizin içindeydi orman. Bir kadındım ben balıktan. Ölüm ise bir kahraman. Beni rüyadan uyandıran.

Kefeni çıkardım üstümden. Moraran yüzüme baktım. Uzun bir iç çekişti doğumum. Kederli bir senfoni. Ağlayan binlerce bebek sesi. Orkestra şefiyim şimdi. Salonda sanat tacirleri. Beyaz yakaları kolalı. Jilet gibi pantolonları. Yürüyüşleri kusursuz. Havada ağır parfüm kokusu. Astımım tuttu yine. Musallat oldu keder nefesime. Simsiyah bir elbiseye büründüm. Hayatımın yasını tutmaya başladım.

Rüyamda yılanlar göründü önce. Gözleri sapsarı. Dilleri dikenli. Kanlı gözyaşlarım köpürmeye başladı organlarımda. Sarsıldım. Titredim dakikalarca. Siyah, sonu gelmeyen sıkı bir kumaş… Beni sardıkça sardı. Bedenim zift rengi yapışkan bir elbiseydi artık. Yüzüm, gözlerim, çok sevdiğim sarı saçlarım, hayat dolu memelerim…

Görünmez, anlaşılmaz oluncaya kadar doladılar kumaşı. Bir insan değil, malzemeydim artık. Kalın, katı, dolaşık.

Nazlı Akın


Yazan:

Nazlı Akın

1975 yılında İstanbul’da doğdum. 2020’den beri öykü atölyelerinde yazıyorum, derin okuma atölyelerinde nitelikli okur olmaya çalışıyorum. Edebiyat dergilerinde öykülerim, şiirlerim yayımlanıyor. (Varlık Dergisi, Ot Dergi, Tabure, İshak Edebiyat, Edebiyatist, Öykü Gazetesi, Oggito, Edebiyat Haber) “Bana Benzeme Sakın” isimli öyküm, 2025 Çukurova Öykü Yarışması’nda ikinciliğe layık görüldü. “Kül” isimli öyküm, 2024 Seyhan Livaneli Öykü Yarışması’nda mansiyon ödülüne layık görüldü. “Çocukluk Çıkmazı” isimli öyküm, 2024 Asonans Dergi Podcast Öykü Yarışması’nda birinciliğe layık görüldü. “Akide Şekeri” isimli öyküm, 2024 Ayşe Şengöz Öykü Yarışması’nda birinciliğe layık görüldü. “Nalân Roman” isimli öyküm, Oğuz Atay Öykü Ödülleri (2024) sonucunda hazırlanan seçkide yer almaya değer görüldü. “Mavi Saz” isimli öyküm, 3. Eskişehir Kral Midas Öykü Yarışması’nda ikinciliğe layık görüldü. “Havada Sümbül Kokusu” isimli öyküm, Luna Yayınları Öykü ve Küçürek Öykü Yarışması’nda mansiyon ödülüne layık görüldü. “Kurumuş Çiçekler” isimli öyküm, 8. Cumba Edebiyat Yarışması’nda dördüncülüğe layık görüldü. "Yıkacaklar O Evi" isimli öykü dosyası, Mahal Edebiyat Öykü Yarışması'nda kısa listeye kaldı. Yakında kitaplaşacak.

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)