öykü

Etiketli Tüm Yazılar

Evsiz Tanrılar

“Yalnızca şimdide değil, aynı zamanda geçmişin şimdisinde yaşamadıkça;  yalnızca ölülerin değil, aynı zamanda yaşayanların da bilincinde olmadıkça yazar ne yapması gerektiğini bilemez.” T.S.Eliot Kocaman güçlü kolları vardı fil adamın ama eciş bücüştü. Burnu, boynu, büyüdükçe büyüyen ağzı. Vücudunun her yeri su doluydu ve gün geçtikçe daha çok uzayan burnundan tüm suları boşaltmak istiyordu. Garip bir ses çıkartıyor, bağırıyor, çağırıyor, hortumundan...

DEVAMINI OKU

Van Gogh Gözleri

Benim Adım Van Gogh.Ben Van Gogh’um. Gözlerini kapatıp açtı. Günün en sevdiği saatlerinde, güneş batıp karanlık tam basmadan hemen önceki o kısacık arada, yavaş yavaş koyulaşan lacivert gökyüzüne baktı. Manzarayı, mavinin değişen tonlarını hafızasına kazıdı ve gözlerini tekrar kapadı. Çevresini hiç ses çıkarmadan dinleyerek çam ağaçlarının kokusunun, zeytin ağaçlarının hışırtısının, cırcır böceklerinin seslerinin hücrelerine işlemesine izin verdi. Acaba dedi içinden,...

DEVAMINI OKU

Karaağaç Altında

“Ben yaptım Eben… Sonunda başardım. Onu öldürdüm.” Eugene O’Neill – Karaağaçlar Altında Yeni ayakkabılar, kırmızı rugan. Yokuş yukarı. Yanakların buz gibi. Kar taneleri. Beyaz tüycükler. Melek kanatları. Yokuş aşağı, tahta kasalarla. Seksek. Kaymak taşı. Yaldızlı çokomel kağıtları. Temize çek anıları. Yokuş yukarı yas. Yokuş aşağı neşe. Aynı mahallede. Neden bu kadar boş sokaklar? Mahalle kasabı ve bakkalı açmamış kepenkleri. Bir...

DEVAMINI OKU

Çarpışan Nesneler

Ceviz kıracağı ve çaydanlık. İkisini de babasının ölümünden sonra kullanmaya başladı Ahu, daha doğrusu kullanmak zorunda kaldı. Annesi memleketten kabuklu ceviz getirmişti son ziyaretinde, o da bu vesileyle ceviz kıracağını kullanır oldu. Su ısıtıcısı yakın zamanda bozulunca çaydanlığı dolaptan çıkarmıştı. Neydi, çay ateş görecek! Haklıydı babası, gerçekten de çay ateş görünce daha da lezzetli oluyordu. Kırdığı cevizlerin yanına bir de...

DEVAMINI OKU

Kederli Senfoni

“Bir insan değil, malzemeydim artık. Kalın, katı, dolaşık.” Rüyamda yılanlar göründü önce. Gözleri sapsarı. Dilleri dikenli. Kanlı gözyaşlarım köpürmeye başladı organlarımda. Sarsıldım. Titredim dakikalarca. Beyaz, sonu gelmeyen sıkı bir kumaş… Beni sardıkça sardı. Bedenim süt rengi yapışkan bir elbiseydi artık. Yüzüm, gözlerim, sarı saçlarım, hayat dolu memelerim… Görünmez, anlaşılmaz oluncaya kadar doladılar kumaşı. Bir insan değil, malzemeydim artık. Kalın, katı,...

DEVAMINI OKU

Gidenler Çabuk Unutur

Bahçedeki nar ağacının gölgesi, sırasıyla ayaklarına, dizlerine, ellerine oradan da kanepedeki sıralı motiflerin akışına doğru esneyerek uzuyor. Bir süre güneş ışığının evdeki gezinmesini seyrediyor, sonra ağır ağır kalkıp pencereye gidiyor. Ağacın üzerindeki narları tek tek sayıyor, tastamam. Yusyuvarlak narlar, yer yer düzensizce çatlamış, portakal sarısından gece kırmızısına kadar lekelenmiş kabukları, parlak olgun tanelerini çatlaklarından parlatarak gösterip ağacını seyretmekte.

DEVAMINI OKU

YİTİK

Anası aşağıda, oğlu yukarıda. Gündüz cayır cayır yanan toprak şimdi buz gibi sarmış ikisini. Biri boylu boyunca uzanmış, diğeri onun üstünde cenin misali. Biri tüm dertlerini bırakıp gelmiş, diğeri hepsini sırtlanıp.  Anası aşağıda, oğlu yukarıda.  Gün doğana kadar yattılar koyun koyuna. Kaç gecedir bu böyle, saymadım. Bir ayıbı örter gibi onları sakladım. Oysa ne üstteki suçluydu ne alttaki, varsa yoksa...

DEVAMINI OKU

14 Şubat Dünya Öykü Günü

“Öykü bizi bir şeye maruz bırakır, gerçekliği çarpıtmanın kısa yoludur.” Susan Lohafer Öykü okurken genellikle yoğun ve abartılı bir şeye maruz kalırız. Hafızamda yer kaplayan unutamadığım öykülerde çekilen acılar büyük, bekleyişler uzun, kalplerde yarım kalmış ya da hiç yaşanmamış hayaller, aşklar var. Peki neden çarpıtıyoruz gerçekliği? Yazar Hakan Akdoğan bunu şöyle açıklıyor: “Karakterin yarası yazara aitse okur açısından kıymetsizdir. Yara...

DEVAMINI OKU

Bekleme Salonu

Uyumaktan korkuyorum. Onun gözleriyse hep yumulu. Yüzü süt kadar beyaz… Küçük burnu, biçimli dudakları, kederden ve yalnızlıktan kaskatı kesilmiş. İçine attıkları yüzünde birikmiş yıllarca. Omuzları, elemlerinin ağırlığından öylesine çökmüş ki, sadece kollarını görebiliyorum. Kolları boynunun bittiği yere iğneyle tutturulmuş gibi.  Yıllarca susmuş. Anlatmayı beklemiş. Bedenimde ona yer açmamı rica ediyor. Bir kadın ilk kez benden böyle bir şey istiyor. Daha...

DEVAMINI OKU