Geçen beş yıl boyunca işi gücü bırakıp kendimi izole ettiğim yalnızlık fanusunda çokça zaman geçirdim. Bazen Sapanca’nın dağlarında ağaçları, dalları, yaprakları neredeyse takıntılı bir dikkatle incelediğim yürüyüşler yapardım. Bazı zamanlarda ise kalabalık İstanbul sokaklarında, sanki etrafta kimse yokmuşcasına dolanırdım. Çoğunlukla yapayalnız olduğum bu günlerde ölümü, yaşamı, kaybı, yası, özlemi, öfkeyi ve ölmeyi sürekli düşünürdüm.
Dayanılmaz acıyla başa çıkamadığım o dönemlerde nasıl ölmek istediğime, daha doğrusu ölüme nasıl gitmek istediğime ilişkin bir fantezi kurmuştum. Eğer bir kaza veya kalp krizi sonucu ani biçimde ölmeyecek olursam -ki düşününce ani ve beklenmedik bir ölümün hiç de fena olmadığını hissediyorum, ancak kalanlar için oluşacak yıkımı ise çok iyi biliyorum- yalnız, hem de çok yalnız öleceğimi kurardım zihnimde. Ölümün artık kaçınılmaz olduğu belirginleşirse veya ben artık ölme zamanımın geldiğine karar verirsem yelkenli bir tekne alacaktım. Çok büyük olmayan, hatta biraz eski ve köhne bile olabilecek bir tekne. Ancak Ege’yi, Akdeniz’i aşıp okyanusa ulaşabilecek kadar da donanımlı. Tekneyle tek başına denize açılacaktım. Dalgalarla, rüzgârla boğuşarak geçen maceralı bir yolculuğu artık nereye kadar sürdürebilirsem denizin maviliğinde yol alacaktım. Karaların ufkun arkasında kaldığı, geri dönülmeyecek noktanın çok ilerisinde, denizin o sonsuz enginliğinin ortasında sadece muhtemelen yaşlanmış olan ben ve yelkenlim olacaktık. Bu yaşama ilişkin sahip olduğum her şeyi geride bırakacaktım: eşyalar, mallar, mülkler, işler, dostlar, ailem, tüm insanlar. Ve arzuları. Ve gerekli gereksiz düşünceleri. Hepsini. Sadece ben, yelkenlim ve sonsuz deniz.
Muhtemelen günler süren yolculuğun sonunda yorgunluktan denize teslim olmaya hazır olduğumda ise yavaşça kendimi ona bırakacaktım. Denizin insanlardan koruyabildiği su altındaki karanlık dünyaya doğru hiçbir korkunun ve telaşın esiri olmadan zarifçe süzülecektim. Denizin kollarında özlediğim sakinliği, huzuru ve sessizliği bulacağımı hayal ediyordum.
İşte böyle ölmeyi tasarlıyordum. Sonsuzluğun ortasında, her şeyden ve herkesten uzakta, görülmeden, sessizce ve dinginlikle.
Bu fanteziye ve yalnızlığıma tutunarak yaşadığım yılların üstünden çok geçmedi aslında. Ancak yine de kayıtsızca akan zaman her zamanki acımasızlığıyla kederin üzerine örtüsünü örtmeye başladı. Yaşam tüm oynaklığıyla beni de içine almak için muzipçe baştan çıkarmaya devam etti. Yas bitmiyor ama yalnızlığın içinde yeşermiş yeni filizler, duygular, dostluklar bir yolunu bulup ortaya dökülüyorlar.
Zamana ve hayata daha derinleşmiş bir kabul ile teslim olurken, yani yeniden canlanırken bir kez daha ölümü çok yakından hissettiğim bir dönem yaşadım. Önceki ıssız dönemde olsaydı muhtemelen denizde yalnız başına ölme hayalime döner, hatta hayal etmekle kalmaz gerçekleştirmenin yollarını arardım. Ancak beni de şaşırtan biçimde artık bu şekilde yapayalnız, sonsuz denizlerin ortasında tek başıma ölmek istemediğimi fark ettim. Evet, artık ne kendimi herkesten ve her şeyden izole etmek ne de ölmek için kendimi insanlardan uzaklaştırmak istiyorum.
Bu kez hayatımda yeri olan, destekleriyle, dostluklarıyla, sevgileriyle, aşklarıyla, sohbetleriyle yanımda olan canlarla vedalaşarak ölmeyi istiyorum. Yalnız bir ölüm değil, yaşamın tuhaflığı ve manasızlığı ile barıştığım, bağ kurduğum kişilerle helalleşebildiğim, huzurun ve dinginliğin uzak, ıssız bir yalnızlıktan değil, barıştan ve şükrandan geldiği bir ölüm hayal ediyorum artık.
Oğlumun kaybıyla başlayan ve beş seneden fazladır oradan oraya sürüklendiğim yolculuğun sonunda seçimlerim, sonuçları ve belirsizlikle barıştığımı hissediyorum. Henüz olmasa da geçmişle, tüm kaybettiklerimle ve hatta kaçınılmaz suçluluk duygularıyla barışabileceğimi de. Bunun için hâlâ zamana ihtiyacım olduğunu da. Bu kadar zamanımın olup olmadığını bilmediğimi de. Nasıl ölmek istediğime dair hayal kurmak yerine nasıl yaşamak istediğimi keşfetmem ve bunun için en çok sevgiyi, şükranı ve nezaketi öğrenmem gerektiğini de biliyorum artık. Soru aslında nasıl ölmek istiyorum değil, nasıl bir yaşam istiyorum. Çünkü nasıl yaşarsak öyle ölüyoruz.


















