Erdemli olmak kötü değildir tabii.
Bilerek, dikkatinizi çekmek için bu oksimoronla başlamayı seçtim. Asıl söylemeye çalıştığım, erdemli olmaya çalışmak çok harika bir şey değil. Aslında herhangi bir şey olmaya çalışmak sıkıntılı. Yani henüz olmadığımız bir şey olmaya çalışma, -mış gibi yapma, kendimizi türlü hallere sokmak için baskılama, bastırma, eğip bükme.
TDK erdemi şöyle açıklamış:
1. İsim. Ahlakın övdüğü iyi olma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk vb. niteliklerin genel adı, fazilet.
2. İsim.Felsefe, İnsanın ruhsal olgunluğu.
Şimdi bunları olmaya çalışmakta ne sıkıntı var diyeceksiniz?
Hem de “ahlaksızlık” almış yürümüşken, kadınlar sokakta kesiliyorken falan.
Bazılarımızın “erdemli” olma takıntısı, kendi karanlık, gölge taraflarımızı sahiplenmediğimiz için kolektif bilinçaltından bu tür enerjilere kanal olmaya daha yatkın kişiler aracılığıyla, daha şuursuz, şiddetli ve kontrolsüz şekillerde kendini ifade ediyor desem?
Bazılarımızın kendi bütünlüklerini yok sayması, fark etmemesi, ahlakçılık oyununda boğulması, iyi-kötü skalasında “iyi”liğe yapışması ve kötü atfettiklerini cezalandırmaya gönüllü olması hatta bayılması, “kötü” diye atfedilen ve dışsallaştırılan şeyden çok da farklı değil büyük resimde.
Bütünlüğümüzden feragat etmemizi talep eden hiçbir eylem/öğreti yaşama hizmet etmez, bu “erdemli olmaya çalışmak” bile olsa.
İçimde, içimizde Buddha olma potansiyeli kadar, en azılı şiddeti uygulayabilme potansiyeli de var. Kurban olma kadar, katil olma potansiyeli de var. Emine Bulut olma kadar, onu katleden koca olma potansiyeli de var.
Bunun ne kadar farkında olabilirim?
Bununla ne yapabilirim?
Kendi öfkeme, kendi yasıma, kendi utancıma, kendi korkuma kucak açmadığım ve sahiplenmediğim zaman, bunlar yok olmuyor, uçup gitmiyor, yaşamımda ve dünyada başka şekillerde tezahür ediyor, kendilerine başka kanallar buluyor.
Kendi olmayan veya olamayan veya başka bir şey olmaya çalışan birinin yanında hırçınlaştığımı fark ediyorum, onun kendinde kabul etmediği enerji ve niteliklere kanal olabiliyorum, çünkü benim adanmışlığım “bütünlüğe”. Başkasının hissetmek istemediği ve reddettiği bir enerjiye kanal olmak yorucu bir şey. Başka birinin yükünü ve sorumluluğunu üstlenmek gibi. Alanda mevcut ve ifade bulmak isteyen bir duygu – ki bu da bir çeşit enerji – bunu taşıma kapasitesi, gücü ya da rızası olan başka bir kanaldan ifade bulabiliyor.
O halde ne yapalım?
Başkasının bokuyla uğraşmak yerine kendi bokumuza sahip çıkalım.
Bu iyi bir başlangıç olur.
Tabii yeri geldiğinde başkasının bokunu kendisine teslim etmek de güzel harekettir.
“Al canım, bu senin, bununla sen hemhal ol!”
İyi ya da kötü, nazik ya da erdemli değil, gerçek olalım. O zaman birbirimizi ve kendimizi biraz daha özgür bırakmış oluruz. Ne kadar sert görünürse görünsün, “gerçek” şefkatlidir.
En dip kuyularımızdaki canavarlar ve hayaletlerle muhabbette olalım. Böylece kolektifteki canavar ve hayaletleri beslememiş oluruz.


















