günü geceye döküyorum
akşamla yatsı arasında
musalla gibi aydınlık kamer
yel değmiş eteklerine
dudaklarım ağır yaralı
merhem tutmuyor
uçuklamış parmak uçlarım
tutsak kalıyor kelimeler
bir kavak ağacının sığlarında
pusuya yatmış buz kütleleri
soğuk kaynıyor kazanlar okyanusta
yarasalar tekbir veriyor
vakitsiz okunuyor sela
çırılçıplak kalıyorum
musalla gibi aydınlık kamer
ve
can’ım cansız bedenimden
firar etmek istercesine
kırıyor kemiklerimi
terk edip giden gölgenin ardından…
Yazan:
1977 İstanbul doğumlu ancak aslen Arnavutum. Okumayı ve yazmayı çok seviyorum. Bu hayattaki en büyük arzum gelişmek ve
kendi tekamülümü başka bir bedene bırakmadan kendimde tamamlamaktır.
Gelişmek en başta arzu, inanç, sabır ve büyük emek gerektirir ama en çok da tutku.
Çünkü Aşk, tutkudur. Tutku duyduğun her şey de AŞK.
Yaptığımız ve yapmadığımız her şey de tutku olduğunda AŞK da SEVGİ de doğar güneş gibi.
Aşk' a tutkuluyum, Edebiyata aşık.
Ağaca, çiçeğe, denize, dağa, taşa, Ay'a, hayata, insana, şiire, şaraba, rakıya, sigaramdan çıkan serseri dumana ve dahasına...
Bu sebepten hakkımda bilinmesini istediğim en önemli şey, şiiri ve sevmeyi çok sevdiğimdir...