Milyarlarca yıldır var olan gezegenimizin sonunu, cam formundaki yüzeyinden mor ışıklar saçan genç ve görece küçük bir gezegen getirdi. Yaklaşık altı ay önce dünyadaki tüm televizyonlardan aynı haber geçildi: Solar Florida adlı gezegen, altı ay sonra dünyaya çarpacaktı. Tabii ki altı aydan beri her yerde işler çığırından çıktı fakat benim için farklı bir şekilde…
BÜYÜK ÇARPIŞMADAN BEŞ GÜN ÖNCE
Camdan dışarıya bakmak gerçekten çok korkunç şu an. Hiç dünyanın sonunun gelmesine şahit oldunuz mu? Ben oldum ve cidden o zaman bir gezegende yaşadığımı fark ettim. Yeşilköy Caddesi’nde numarası dört olan, üç katlı, otuz yıllık eski ama geniş bir evde oturuyordum. Bu, altı ay önceydi; şimdi her sabah bir gezegende yaşadığımı ve aslında ülkemin veya şehrimin bile pek önemi olmadığını fark ettim.
Ben dünyalıymışım aslında ve Solar Florida gezegenimize çarpacak olmasaydı buna hiç uyanamayacaktım. O küçük parlak mor gezegen benim ilk kez hayatı özgürce yaşamama olanak verdi. Ben ne kadar kontrol etsem de hiçbir şeye sahip değilmişim. “Zaten öleceğim,” ne kadar da rahatlatıcı bir cümleymiş. Bu arada tek değişen ben değilim tabii ki. Dünyanın sonunu getiren haber ile tüm insanlığa bir cesaret tohumu ekildi. Ben bu halimize bayıldım. En azından insanlar bu sefer hayatlarında cidden istedikleri şeyleri yapıyorlar. Çok korkuyoruz ama bir o kadar da cesuruz. Bu iki zıt duyguyu her sabah uyandığınızda hissediyorsunuz.
Çoğul konuşuyorum ama 4’ün dünyası henüz değişmedi. Beş gün sonra bu yazdıklarım yok olacak, biliyorum. Ama yine de onun adını ağzıma alamıyorum. Ben ona 4 diyeceğim. Yeri gelmişken şunu da belirtmek isterim ki 4 görme engelli… 4’ün annesi ve benim annem çocukluklarından beri arkadaşlar ve biz de öyle. Hatta biz anne karnından beri arkadaşız diyebilirim. Belki de bu yüzden onu, kendimin bir uzantısı olarak görüyorum.
Beni gözleriyle en son, dokuz yaşımızdayken görmüştü. O gün halen hayatımın en hüzünlü günüdür. Yeşilköy’deki evimizin havuzunda oyun oynuyorduk, güneşli bir temmuz sabahıydı. Hava yağmur yağacak gibi kapalı ama bir o kadar da sıcaktı. Boğucu hava bulutlarını topluyordu. Annem bana yeni bir mor bikini takımı almıştı, onu 4’e göstermek istiyordum. Ben kahvaltımı bile bitirmeden bikinimi giyip geldim, 4 ise hâlâ annelerimizle kahvaltı masasında oturuyordu. 4 hep böyleydi, her yere çok güzel uyumlanırdı, sessiz ama içinde hep bir fırtınası olan bukalemun gibi. Havuzda oynarken içeriden çığlıklar ve feryatlar geldi. 4’ün babasının kullandığı F-16 uçağı düşmüş ve babası da yanarak hayatını kaybetmişti. Bizi, teyzem hemen evden alıp Silivri’deki yazlıklarına götürdü. 4 ne konuşuyor ne de ağlıyordu. Akşam olduğunda eniştem dışarıdaki bahçeye ateş yakıp eğlenelim diye kamp ortamı yarattı bize. Eniştem ve teyzem çadırı getirmek için giderken orada 4 ile yalnız kalmaktan korktum ve ben de içeriye yardım etmeye gittim. 4’ü orada yalnız bıraktım. Kendimi bu yüzden hiç affedemedim. Eniştem, teyzem ve ben döndüğümüzde 4 arkası dönük ama ateşe çok yakın bir şekilde oturuyordu. Eniştem ve teyzem ellerindekileri atıp hemen 4’ün yanına koştu. 4’ün kirpikleri yanmış, kıpkırmızı olmuş gözlerinden yaşlar dökülüyordu. O gün ateşten patlayan kıvılcımlar gözlerini kör etmişti. 4, benim ağladığımı hissedince bana dönüp soğuk bir ifadeyle “Babamın yanarken canı acımış mıdır diye merak ettim,” dedi. Küçücük çocuk suratı, o bir günde sanki Solar Florida’nın yakıcı mor ışınları gibi parlayıp aynı anda cam gibi soğumuştu. Hastanedeyken de doktora sürekli yanan insanlar acıyı hisseder mi diye sordu. Hayatımın en kötü günüydü. Solar Florida’nın yakıcı mor ışıkları bile içimde olan o acı aleviyle yarışamaz.
BÜYÜK ÇARPIŞMADAN DÖRT GÜN ÖNCE
Bu sabah mor ışıklar içinde midemde ağır bir heyecanla uyandım. Yarın büyük gün. 4 hariç daha kimseye söylemedim, annemlere galiba hiç söylemeyeceğim. Benim aşk hayatımdan hep mustarip olan ailem ise son altı aydır her şeylerini satıp haz odaklı bir yaşama geçtiler. Annem ve babam evliliklerini simgeleyen çift dövmesi bile yaptırdı. Babamın emekli asker ve annemin de hâkim olması evliliklerinin de görücü usulü bir yerden doğması acaba ne dövmesi yaptırdılar sorusunu doğurdu tabii. Bu arada sokağa çıktığımda Solar Florida dövmesi yaptıran insanlar da görmeye başlamıştım. Solar Florida’yı bir mesih veya bir kurtuluş olarak gören tarikatlar da hemen oluştu tabii ki. Duyduğuma göre çarpışma günü kendilerini feda edeceklermiş. Bunu pek anlayamadım çünkü zaten o gün hep beraber öleceğiz ama bilirsiniz ki tarikatlar her şeyi kontrol etmek isterler, ölümlerini bile.
Solar Florida’yı şu an çıplak gözle görebiliyorsunuz, dört günümüz kaldığı için her sabah mor ışıklarla uyanıp mor ışıklarla uyuyoruz. Solar Florida güneş ışığından bile daha görkemli ve dominant. Gökyüzünün mosmor ışıklarla boyanması kulağa romantik gelse de bu dünyanın sonunu getiren bir güzellik. Kendi kendime çok konuşmaya başladım, en iyisi dışarı çıkayım. Hem ameliyat için doktora fındık kreması almalıyım, son dört gün, her yeri daha da yağmaladılar kesin. Nerede o eski Frankofonlar Sokağı, nerede o eski modern şehirli insanlar… Şimdi herkes haz ve adrenalin peşinde koşan iki ayaklı ilkel canlılara döndü. On iki tane yağmalanmış market gezdikten sonra on üçüncüde fındık kreması buldum. Dünya yok olmasaydı üç sıfırlı paralar vereceğim göz doktoruna, şu an üç kavanoz fındık kreması götüreceğim. Tabii ki Solar Florida insan icadı parayı da sıfırladı.
4’e gözümü verme isteği dokuz yaşımdan beri içimdeydi; tam altı ay önce dünyayı sarsan bu çarpışma haberini duyduğum anda aklıma koymuştum zaten. Onu bu kadar çok seviyordum. Yine de ameliyattan ve sonraki ağrılı süreçten korktuğum için dünyanın sonuna kadar ameliyat tarihini iteledim.Ölmeden önce dünyayı son bir kez görmesini kendi öz annesinden bile daha çok ben istiyordum. Sonuçta annesi gözünü vermeyecek, ben vereceğim. Neredeyse otuz yıldır en yakın arkadaşı olan ben. Galiba kendimi bildim bileli, hep hayatımın merkezinde o vardı. İşte bu yüzden altı aydır korkak bir heyecanla büyük çarpışmayı bekliyordum. Göz göze gelmeyi düşlüyordum.
Yarın büyük gün. 4 benim bir gözüme sahip olacak. Artık benden bir parça ona ait olacak: Yirmi dokuz yıldır benimle birlikte dünyaya şahit olan korneama.
BÜYÜK ÇARPIŞMADAN ÖNCEKİ GECE
Tek gözümle ve tek başıma yatağımda yatarken 4’ün benim gözümle nasıl bir gün geçirdiğini merak ediyordum. Annemleri bu sabah uğurlamıştım, yarın tek başıma olmayacağım için annemin içi rahattı. Hoş dünyanın sonuna gelirken bir anne ne kadar rahat olabiliyorsa o kadar. Annem, beni ve 4’ü yazlık evimize çağırdı fakat ben son günümüzü çocukluk evimizin havuzunda baş başa geçirmek istiyordum.
4 bugün geleceğim demişti ama geç oldu sanki. Ağrı kesicilerden zamanı takip edemiyordum. Telefonuma saati sordum, evet geç olmuş. Halen gelmedi. 4’ün ev arkadaşı, ormanda komün bir hayat yaşama arzusu ile üç ay önce evden çıktı. Annesini de iki yıl önce kaybetmişti ve ayrıca tek çocuktu. Sanırım iş arkadaşları ve flörtleriyle takılıyor diye düşündüm. 4’ün tüm çevresine hakim olduğumdan sırasıyla zihnimden insanları geçirdim. 4’ün gününü kafamda takıntılı bir şekilde film şeridi gibi döndürüyordum. Bu sefer de başım ağrımaya başladı. Apartmandaki herkes hazdan inlerken ben de ağrıdan inliyordum. O sırada kapı çaldı. Tek gözümle kapının deliğine eğildim. O anda bakışım 4’ünkilerle buluştu. Aramızdaki kapıya rağmen, bu bakış yıllar sonra ilk göz göze gelişimizdi. Kapıyı açtım içeri girer girmez bana sıkıca sarıldı. Bu da yetmezmiş gibi elimi öptü, zaten tansiyonum ameliyattan beri düşük, bayılacak gibi oldum. Hemen beni salona götürüp oturttu, tabii ameliyat yüzünden böyle olduğumu zannetti. Bana eski ev arkadaşının bıraktığı özel bir şifa otunu getirmiş. “Sana bunu kaynatacağım, bak gör hiçbir ağrın kalmayacak.” 4’ü yıllardır hiç bu kadar heyecanlı görmemiştim. 4 her saniyeyi gözleriyle içine çekmek istiyor gibiydi. Bana otu kaynatırken dün yıllardır görmediği insanları, sevdiği mekanları, anılarla dolu sokakları dolaştığını ve babasının mezarına gittiğini söyledi. O kadar mutluydu ki ona bakarken gözüm doldu, keşke daha çok vaktimiz olsaydı. Heyecanla ağzından kelimeler dökülürken benim de gözümden yaşlar indi. Hemen yanıma gelip elimi tuttu ve yanağına götürdü. “Bak,” dedi bir yandan elini gözümden çeneme doğru hafifçe indirirken. “Şimdi sen ağlarsan” sonra aynı hareketi kendi gözünün altından çenesine doğru yaparak “ben de ağlarım,” dedi. İnanın, sevdiğiniz kişiye gözünüzü vermekten daha da anlamlı bir şey varsa o da gözünüzü verdiğiniz sevgili kişiyle dünyadaki son saatlerinizi beraber geçirmektir. Bakışmalarımızdaki hüzün, 4 bir anda coşkuyla ayağa kalkınca kesildi. Kalkıp toprak kokan o çayı getirdi. Çayı içince yattığım koltuk bir mor buluta dönüştü ve içinde kayboldum. Dünyadaki son gecemde tam on yedi saat uyumuşum.
BÜYÜK ÇARPIŞMA GÜNÜ
Gözümü açtım, hemen telaşla telefonumu aradım. Dünyanın yok olmasına sadece iki saat kalmıştı. Koşarak salona gittim, 4 çocukluk fotoğraflarımıza bakıyordu. Uyuduğum için o kadar üzülmüştüm ki sinirlerim boşaldı ve salonun ortasına çöktüm ağladım. 4 hemen yanıma geldi. “Artık pişman olmaya vaktimiz yok, hadi çıkalım,” dedi. Gerisini korku ve heyecandan yarım yamalak hatırlıyorum. En net hatırladığım yoğunluk hissiydi, mor ve yüksek frekanstaki ışınlar vücudumu ağırlaştırıyordu. Mosmor bir havanın içinde yürürken hep el ele tutuştuk. Çocukluk havuzumuza vardığımızda suyun kalmadığını gördük ve havuzun içine oturduk. Havuzun sıcak zeminine yattığımızda gözlerimizi gökyüzüne doğru açamadık. Solar Florida ışıl ışıldı, keskin ama renkli. Yüzümüzü birbirimize dönüp gözlerimizin içine doğru bakmaya çalıştık ama sıcak ışınlardan gözlerimiz yanıyordu. Biz de gözümüzü kapatıp birbirimize sarılarak durduk. Adrenalinden konuşamıyorduk, neredeyse bir beden olmuştuk, birbirimize sımsıkı tutunuyorduk.
Ağladığını saçıma düşen damladan hissettim. Elini aldım, öptüm ve sonra yanağıma değdirdim. O sırada Solar Florida’nın sesi gitgide yükseliyordu ama biz birbirimize sıkıca sarılmaya devam ediyorduk. Ben de ağlamaya başladım. “Bak,” dedim bir yandan elini gözümden çeneme doğru hafifçe indirirken. “Şimdi sen ağlarsan,’’ sonra aynı hareketi kendi gözümün altından çeneme doğru yaparak “ben de ağlarım,” dedim. Güldü, ne kadar güzel gülüyor bu adam diye düşündüm. Sanırım bu dünyadaki son düşüncemdi. Bir ölüm ne kadar güzel olabilirse işte bizim ölümümüz de o kadar güzeldi.


















