Acının içinde kalabilmek için sağlam bir kalp gerekiyor. Sağlam ve açık bir kalp. Tango öldüğünden beri, “yasım” her gün konuşuyor benimle. Bazen ağıt yakan bir anne gibi. Bazen yaralı bir hayvan gibi. Bazen de sevdiğini özleyen bir âşık gibi. Hiçbirini dinlemek kolay değil. O kadar gerçek ki, kaçmak da mümkün değil. Acımın içinden geçerken sarsılıyorum. Gözyaşlarımı yutmuyorum, yağmur gibi akıyorlar.
Özlem yüklü yasım. Keder dolu anılar geliyor aklıma. Son günleri. Can çekişmesi. Ölmeden saniyeler önceki bakışı. Veda eden acı dolu bakışları. Ah o canımın içi gözleri. Ve akan bir damla yaş. Kalbi durduktan sonra başının yerden havalanması. Tüylerini temizlerken, feryat figan! Beyaz örtüye sarıp, sıcaklığını hissetmek. Ve en zoru. Gömmek! Toprağa karışmasına şahitlik etmek.
Sonraki günlerde evi kaplayan büyük boşluk. Patilerinden çıkan ses yok artık. Kuyruğunu parkeye vururken eve yayılan mutluluk eksik. Minnet dolu gözleri o çukurda. Sevgiden yapılmış koca gövdesini ölüm aldı. Geriye kalan büyük bir eksiklik.
Acının içinde kalabilmek için sağlam bir kalp gerekiyor. Sağlam ve açık bir kalp. Birinin ölümle gelen yasın ne kadar acı verdiğini yazması, yazamayanlara, konuşamayanlara ilham olması gerekiyor.
Susmasın yasınız. Konuşmasına izin verin. Hangi kılıkta gelirse gelsin. Dinlemek ne kadar zor olursa olsun. Acının içinden geçin. Acıyı akıtın. Donmasın, taşlaşmasın duygularınız. En önemlisi, sevgiyi canlı tutmak. Yas tutarken yaptığımız bu. Sevmekten asla vazgeçmiyoruz.
Dünyadaki en büyük eksik, sevmeyi unutmuş insanlar değil mi?


















