Yasın 7 Tonu

, , ,

| 22/08/2026

Güneşin yüzüne doğrudan bakamazsınız.

Aslına bakarsanız, kaybın insanda aldığı biçim hakkında yorumda bulunmak bile güneşin yüzüne bakabilmek kadar cesaret istiyor. Bu cesaretimi körükleyen babamla aramızdaki mesafenin elli birinci günündeyim. Artık akla getirmeye cesaret edemediklerimizi yazıya dökme çabası içerisindeyim. Yaşamla çakışan tek gerçek olarak ölüm, sırrını yalnızca seçtikleriyle paylaşıyor. Bu paylaşımla karşılaşmam, bende yasla ilgili, belki de aklınıza kolay kolay gelmeyecek bazı tecrübelerden söz etme ihtiyacı doğurdu. Bu yedi tonun içinde kaybolmadan önce bazı noktalara açıklık getirmek gerektiğini düşünüyorum.

Bahsettiğim deneyimler tamamen bana aittir, yasın herkes için farklı biçimlerde yaşandığının farkındayım.

  1. Yas Katmanlıdır

Her şeyin üst üste gelmesi, o yüklerin (olayların) ağırlığıyla ilgili bir durum değildir. Gerçek hayat şu döngüyü tamamlayacağımız illüzyonuyla konuşulur: inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme. Yas tek bir olay değil, aynı anda biriken eksikliklerin sessiz bir ekosistemidir

Zihin aynı anda kaç farklı yönü korumaya çalışır? Büyük kayıp insana hayatın temellerini sorgulatırken, yanındaki daha küçük görünen kayıplar gündelik alışkanlıkları ve rutinleri kesintiye uğratabiliyor. Açıkçası birden fazla şeyin yasını tutmak mümkün. Steril bir hiyerarşinin bizi karşılamasını bekleyemeyiz. 

Yasın katmanlaşması, sadece kaybolan insanlarla ya da durumlarla ilgili değildir. Onlarla birlikte yok olan benliğimizin, o ilişkilerde veya alışkanlıklarda var olan parçalarımızın da yok oluşu söz konusudur. Bir şeyi kaybettiğinizde, onu yaşatan alışkanlığınızı da gömersiniz. İki şeyi kaybettiğinizde geleceğe dair kurduğunuz o tanıdık kurgunun tamamen dağılışını izlersiniz. Üç şeyi kaybettiğinizde ne olduğunu ise yedi tonla anlatmaya çalışacağım.

2. Yeni Bir Dil Doğar

Ölümle olan ilişkimiz, hayatla olan organik ilişkimizden ayrı olarak, doğrusal ilerlemiyor. Yani ölüm, değişimi düz çizgide gerçekleşen bir deneyime değil de çok yakından temas ettiğimiz bir şeye dönüşüveriyor. Zihin, bu gerçeklik karşısında tam olarak şunu yapıyor: Madem bu oldu, o zaman bunun ne olduğunu anlamam lazım.

Telefonumda tuttuğum günlükte benzer bir cümle sık sık karşıma çıktı: Bu adam nereye gitti? Bir merak olduğunu düşünürseniz yanılabilirsiniz. Babama yakın kalmanın yollarını bulmaya çalışıyorum. Yokluğun tam olarak ne anlama geldiğini tanımlamaya çalışıyorum. Daha doğrusu yokluğa karşı bir dil yaratmaya çalışıyorum. Kitap, podcast, eşya, fotoğraf, insan, koku…

Yeni diliniz ne olursa olsun sizi bir yandan ürkütmeli diğer yandan sakinleştirmeli. Tek taraflı çalışıyorsa doğru yolda olmayabilirsiniz.

3. Tamamlanmayan Süreçler Vardır

Yas, bitip giden geçici bir durum değildir. Zamanla aynı evi paylaşmayı öğrendiğiniz davetsiz bir ev arkadaşı halini alır. Bazen salonda sessizce durur, varlığını unutturur. Bazen de hiç beklemediğiniz bir anda mutfaktan çıkıp karşınıza dikilir ve bütün dikkatinizi o an talep eder. Onu evden kovamazsınız. Yok sayamazsınız. Onun varlığıyla aynı alanda yaşamayı ve adımlarınızı ona göre atmayı öğrenmek tek çözümdür. Katmanlı yaslarda ise bu tek bir kişi değil birden fazla ev arkadaşının aynı odada sakince yer kaplaması gibidir.

Hayatın doğrusal ilerlemediğini gördüğümüz bir diğer aşama da burasıdır; insan o eksikliklerin oluşturduğu yeni zeminde adımlarını daha dikkatli, daha bilinçli atmayı öğreniyor.

4. Yalnızlık Çoğalır

Tanıklık etmek ne demek? Şöyle bir şeyler olabilir; acım seni çaresi bıraktığında da yanımda kalabilecek misin? 

Değiştiremeyeceğimiz gerçeklerin karşısında eşlikçi kalabilmektir. İyileştirmek, acıyı dindirmek, doğru cümleyi bulmak… Tüm bunların önemini kaybettiği bu uzun yol boyunca eğer şanslıysanız o kişi zaten yanınızdadır. Yola yalnız devam etmeniz gerektiğini fark ettiğinizde ise “yalnız kalmak” gözünüze samimi gelmeye başlayabilir. Acılar, yol boyunca sadece tanık olarak kalabilenlerle çözülecek. Şanslıysanız bu korkunç duruma çoktan sizinle küfretmeye başlayan kişilerle birlikte yola çıkmışsınız demektir. 

Şanslı değilseniz, bana yazın. Lütfen kimseyi suçlamayın; ağır olan siz değilsiniz, yaşadığınız durum. Bunu kaldıramayan, yola yalnız çıkmanızda hiçbir beis görmeyenlerin sayısı sizi şaşırtmasın.

5. Yorgunluk Yolun Eşlikçisidir

Uzunca bir yol bu. Geçirilen her ana farklı gözlerle bakmaya başladığınız bir yol. O gözler hayatı harekete geçirir, gerer, etkin kılar, kasar. Günün birinde artık bir harekete geçirici olmaktan çıkıp üst üste yığılıp sıkışan zamanın bir parçası olur. Sonra hayata bakışınızla zamanın/yolun hiçbir bağlantısı olmadığını fark etmeye başlarsınız. Yorgunken de devam etmeyi öğrenirsiniz. Ben bunu fark ettiğim an içimden şöyle bir cümle kurmuştum:

Bu dünyada kalanlar olarak bizim cehennemimiz başladı.

Yapılması gereken “dünyevi işler” varken ve birileri size sürekli nasıl olduğunuzu soruyorken zorlanma artar. Yalnız kaldığınızda gelen o “huzursuz his” farklı anlarda ve farklı yerlerde de harekete geçmeye başlar. 

Daha derine inmek ve bu süreçte yaşanan tüm hisleri paylaşılabilir kılmak için Yasın 7 Tonu’nda buluşalım.

Sevgiler,

Efsun.

1François de La Rochefoucauld, Özdeyişler, çev. Yaşar Nabi Nayır (İstanbul: Varlık Yayınları, 2006), s. 14.


Yazan:

Efsun Aksen

Efsun Aksen, akademik araştırma, içerik üretimi ve dijital iletişim alanlarında çalışmalar yürütmektedir. İnsan, toplum, kültür ve davranış bilimleri odağında okumayı, araştırmayı ve yazmayı sever; akademik çalışmalarının yanı sıra farklı dijital platformlar için içerikler üretmektedir.

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)