1. Gün:
Seni yıkama törenine katıldım. Alnından ve sağ elinden öptüm, kokladım. Hem sendin hem hiç değildin. Caminin avlusunda, tabutunun başında bekledim. İçim, sende gani gani olan sevgi ile doluydu. Herkesle selamlaşıp hikâyelerini dinledim. Senin kızın olduğum için gurur duydum, çok şanslı hissettim. Herkes saf varlığından ve iyi kalbinden, güler yüzlülüğünden ve hayata bakışından bahsediyordu.
2. Gün:
Seni yeni mekânında ziyaret ettim. Sesli ağlayabildim. Yüksek sesle konuşabildim. Seni sevdiğimi söyledim. Çok iyi geldi. Sen benim içime girmiş, benimle yaşıyor gibisin. O yüzden kendime daha iyi davranmak istiyorum. Yemek yiyen, gün batımına bakan, tadını en sevdiği çeşmeden su içen sen gibi. Evde inanılmaz bir bayram havası vardı; senin vuslatının kutlamasında hüzün, acı ve mutluluk iç içeydi. Elinin değdiği herkes sevgi ile huşu içinde salınıyordu.
3. Gün:
24 Şubat. Evimden evime dönüyorum; annesiz bir evden, her yeri anneli bir hayata. Havaalanında yürürken —tek başıma ama yalnız değil— nasıl ağlamadığıma şaşırıyorum. Geçmişi ya da geleceği düşünerek değil, sadece şu anda olarak vedalaşıyorum. Şimdinin içinde buluşmaya.
Herkesi hem kendine hem birbirine emanet ederek.
4. Gün:
Sana karşı öfkem bitti. İçim anlayış ve sevgi ile dolu. Kimseye kızgınlığım kalmadı. Şefkat geldi yerine, senden miras alır gibi. Onların delikanlılıklarını görmeye çok dua eden anneannelerinin artık olmayacağını söyledim çocuklara. Ağladılar. Sonra “Sezenler Olmuş” şarkısını dinledim durdum. Sözleri duygularıma tercüman oldukça, ılık ılık yıkandı yüzüm.
5. Gün:
Sensiz bir güne uyanmak, geri kalan her şeyin de geri dönüşü olmayacak şekilde değiştiğini anlatıyor.
6. Gün:
Aynadaki yüzüm, bildiğim ben gibi değil. Gözlerim, özellikle bakışlarım değişmiş.
7. Gün:
Kabullenememek, duyguları donduruyor.
8. Gün:
İnce ince özlemeye başlamak… Günlerdir sana seslenmeyen birini…
9. Gün:
Kahkahalarla gülenlerden rahatsız olmam, beni rahatsız etti. Unutmadan da yaşayabilirim. Kaldı ki hiçbir şey eskisi gibi olamaz artık zaten.
10. Gün:
Hiçbir emelim ve görevim kalmadı sanki. Oğullarımı ve kardeşlerimi hatırladım. “Allah da beni azıcık anlar herhalde,” dedim. Tövbelerden tövbe beğendim.
11. Gün:
Sabah uyandım yokluğun boşluk olarak vurdu. Aniden titredim.
12. Gün:
Rüyalarımda, hayatımdaki bütün erkek figürlerle bir nevi hesaplaşıyorum. Sana en son anlattığım küçük bir kız bebeği kollarımda uyutup yatağına yerleştirdiğim rüya ile girmez oldun uykularıma. Seninle olduğumu gördüğüm son rüyaydı bu bebekli rüya.
Rüyada, o bebeğe kadar dört kuşağın kadınları vardı. Sen bir evde dolapları boşaltıp, bize ait ne kadar çanta varsa iade ediyordun. Çantalardan biri küçük oğlumundu. İçim buruldu o an, tam anlamasam da…
13. Gün:
“Fazla iyi anne ölürken, yeni kadın doğar.” Vasalisa masalını yeniden okudum. Bugün seni çok özledim. Kendime senin küçükken diktiğin gibi bir bez bebek dikeceğim. Estes’in dediği gibi, annemden bana kalan sezgi olacak o benim için.
14. Gün:
Bir beyaz güvercin geldi bahçede dolaşırken önüme. “Anne,” diye seslendim, “beni her zaman, her yerde duyabilir misin?” diye.
15. Gün:
“Öyle bir zaman gelecek ki içinden onu, yaşadığı zamandan çok daha fazla seveceksin, inan bana…” dedi bir dostum. Ben de öyle hissediyorum.
16. Gün:
Buzdolabımın kapağındaki kafa kafaya verdiğimiz bir fotoğrafı gördükten sonra bir kez daha şöyle hissettim: Sanki çok eski zamanlara ait bir Berna idi annemle yaşayan ve şimdiki Berna artık başka biri.
17. Gün:
Hiçbir şey planlayamaz oldum. Hiçbir planın hükmü olmadığını anladığım için.
18. Gün:
Gülmelerim hep buruk, yanlış bir şey yapıyormuşum gibi.
19. Gün:
Ramazan’a erişemedin. Senin için oruç tuttum bugün, annem.
20. Gün:
Gittiğinden beri ilk defa rüyamda gördüm. Biraz uzaktan, biraz az sözle. Kız kardeşlerim ve kız arkadaşlarım ile upuzun bir sahilde yürüyoruz. Varmaya çalıştığımız bir hedef var. Sen kardeşlerimle en önde. Bir anda ayaklarımın çıplak olduğunu görüp terliklerimin geride kaldığını anlıyorum. Kıyıda yürümek zor. Dönüp almama isteksizce “Tamam” diyorsun, ama acele etmemi bekliyorsun. Geri yürürken yolun ortasında bazı arkadaşlarımın serilmiş, keyif yaptığını görüyorum. Beni bekleyenleri düşünerek davetlerine icabet edemeyeceğimi söylüyorum.
21. Gün:
Yine seni rüyamda gördüm. Sokaklarda şaşkın şaşkın yürürken ağlıyordun. “Beni nasıl bıraktın, nasıl bırakabildin?” diye soruyordun. Sana bakıp, nasılsa artık öldüğün için gurur yapmadan seni sarıp sarmalayabileceğimi, öpüp koklayıp teselli edebileceğimi düşündüm. Yine anneme benim annelik etmem gerekiyor diye içimden geçirdim rüyada.
22. Gün:
Günler üst üste eklendikçe içimde büyüyen sen ile ölmeden önce yaşadığım sen farklılaşıyor. Yokluğunla seni de kendimi de büyütüyorum sanki, anne.
23. Gün: Beni mahveden şiir.
“Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır.
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım.
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca:
Acının ortasında acısız olmayı.
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.” (Didem MADAK)
24. Gün:
Ölü bedenini düşünerek kalktım yataktan; cansız yüzünde kalan ifadeyi, öptüğüm semsert sağ elinin artritten yamulmuş kemiklerini, o beden elbisen ile yıllar içindeki ilişkimi düşündüm.
Saçlarımı tarayıp topladığın o güneşli sabahın, kırmızı yeşil şeritli perdemizden halıya düşürdüğü gün ışığını bir daha yaşasaydım, lastik toka kafamı acıttı diye yüzümü bile buruşturmazdım, anne.
Özlemin bütün hücrelerimi yakıyor.
Göbek deliğim, hayattaki en büyük bağın anne ile çocuk arasında başlayıp koptuğunu sızı gibi hatırlatıyor.
25. Gün:
Hayattayken hep zayıf, kolu kanadı kırık gördüğüm annem, sen aslında ne kadar güçlüymüşsün; hepimizi tutacak kadar hem de… Dağlar gibi dimdik durmuşsun her şeyin karşısında. Şimdi senin hayaline sığınıyorum.
26. Gün:
Başkalarının acısının bir yere kadar kaldırılabilir olduğunu anladım. Sen iyiyken ışığa uçuşan pervaneler gibi sana yapışan insanlar, iyi olmadığında yanında uzun süre kalamıyor. Duyguların bulaşıcılığı, o duyguya bağışıklığı az olanı korkutuyor.
27. Gün:
Rüyamda onlarca defa “anne, anne, anne” diye seslenirsem etrafımızda olduğuna, kendini belli edeceğine inanmak istedim. Ve önce bana ve çocuklarıma konuştun: “Bakın, anneannenizle isteyince konuşabiliyoruz,” dedim. Ama Ali bu durumdan çok çekindi. Tavan arasından geçtiğini gördüm hızlıca, sonra bir köpeğe dönüştüğünü. Ama hepsinin bir rüya olduğunu öğrendiğimde heyecanım bir balon gibi söndü.
28. Gün:
Hafızam olmasa kim olurdum? Yaşadıklarımız bizimle toprağa girdiğinde hiç yaşamamış gibi mi olacağız? Geçmişin değeri, dünyanın geçiciliği kadar mı? Bu dünyada seni bilen kalmadığında yaşamının bir anlamı olmamış mı sayılacak?
29. Gün:
Bezbebeğimi yaptım ve yıllardır bulamadığım yüzüğünü buldum. Eşya sadece mazimizin sembolü. Hatırlatıcıya gerek yok; sen zaten her zerremdesin, anne.
30. Gün:
Çocukları uyurken öpüp koklayıp, ayaklarını avuçlarıma alıp, bedenlerini hissetmeye çalışarak, “Nasıl biter insan, nasıl yok olur?” dedim kabullenemez bir şekilde. Sen nasıl bitersin, anne? Nasıl yok olabilirsin? Benim hücrelerimden oğullarımın hücrelerine kadar varlığın sürecek…
31. Gün:
Bugün sana konuştum. Senin cevaplarını duyar gibi devam ettim konuşmaya. Artık bildiğim cümlelerin dışında da, sınırlarının ötesinde de, bildiğin var oluşunun çerçevesinden kurtularak, aşarak, sonsuz sınırsız bir olasılıkla nasıl olabileceğini hayal ettim. Böyle değil, başka türlü bir ömür geçirince bambaşka biri oluyorsak; sen sonsuzluk olduğunda bir ışık, bir güç, bir enerji ve en saf özünle beni sarıp sarmaladığını, kapsadığını hayal ettim. Arkamda belirdi ruhun. Ne kadar karşıma koymaya çalışsam da görmek için hep arkamda hissettim. Anladım ki sen, dayandığım, sırtımı güvende hissedeceğim şekilde arkamda duransın. Ben önüme, geleceğe bakarken bana hep fener olacaksın. Işığın yolumu aydınlatacak. Bu dünyanın sınırlarını aştık artık, anne. Sonsuza dek beraberiz.
32. Gün:
Aklımın iplerini saldığımda varoluş bir ağırlık olarak üzerime çöküyorsa, varlık ile yokluğun arasında bir yerden yeşerecek çiçeği ümit etmek…
33. Gün:
Her gece uyumadan önce, her sabah uyanırken aklımda sen oluyorsun. Uyumadan önce yeniden uyanmanın heyecanına, uyanırken de güne başlamanın sevincine ne kadar uzak olduğumu fark ediyorum.
34. Gün:
Kızdığın insanlar, seni üzenler aklıma geldiğinde şimdi sen öldüğün için hesabın bitmiş midir diye düşünüyorum. Onlara kızgın olmalı mıyım, senin üzüntülerini üstlenmeli miyim bilemiyorum.
35. Gün:
Annen öldüğünde hissedemediğin insanları konuştukça sana nasıl da şaşırıyordum. “Kaç yıl oldu, sen hâlâ takıntılısın annen konusunda,” diyordum sana. Şimdi anlıyorum. İnsan bir defa annesini kaybediyor. Yanında olamayanlar artık başka bir yerde oluyor senin için. Yaşayınca anladım duygunu, anne.
36. Gün:
Birden bire sana kızdığım, gücendiğim şeyler geldi bu sefer de önüme. Sanki eksiklerinle, kusurlarınla beni eksik ve kusurlu bırakanmışsın gibi düşünerek olumsuz yanlarını hatırlattım kendime. Sensiz hayat neden yaşanmasın ki, dedim. Yeniden başlarım, yeni bir sayfa açarım, yeni bir ben olurum. Böylesi belki de daha iyi bile olabilir.
37. Gün:
Bugün duymanı çok isteyeceğim şeyler söylendi, annem. Sağ olsaydın bunlar çok bir şey değiştirir miydi senin için bilemiyorum. Senin iyiliğin hep zayıflığın olarak görüldü belki. Ruhun tüm ağırlığından kurtuldu, eminim.
38. Gün:
Senden yeniden doğduğumu düşlüyorum. Kendini bulma ve kendi olma yolunda daha cesur ve gözü pek bir varlık olarak.
39. Gün:
Kalbimin daha çabuk kırıldığının farkındayım. Her şeyin geçiciliğini bu kadar anlamış olmama rağmen.
40. Gün:
Seni güzelliklerinle andık, annem. Kalbimde bir sızısın. Hep orada olacaksın. Seni hep dünyanın tüm saçmalıklarına, zorluklarına karşı, kalbini hiç bozmadan ayakta duruşunla hatırlayacağım. Kötülüğe bile iyilikle yaklaşan hoşgörünle. Yardıma ihtiyacı olana alçakgönüllülükle koşuşunla. Sözün acıtacağı yerde susuşunla. Bulutları dağıtan gülüşünle. Çocukla çocuk oluşunla; çiçeklerle, hayvanlarla arkadaşlığınla. Ben senin kadar masum kimseyi tanımadım. Senin kadar doğal, senin kadar naif…
Hiç ayrılmadık ama yine kavuşacağız…

















