Ernest Hemingway’in dünyayı sarsan romanı Çanlar Kimin için Çalıyor romanında geçer aşağıdaki satırlar. Kitabın adını on yedinci yüzyılın ünlü İngiliz şair ve papaz olan John Donne’un bir vaazından almış Hemingway. Bu eşsiz romanın esin kaynağı olan Donne’un sözleri şöyle:
“İnsan ada değildir, bütünde değildir tek başına, ana karanın bir parçası, okyanusun bir damlasıdır. Bir kum tanesini bile alıp götürse deniz, küçülür Avrupa. Sanki kaybolan bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurdunmuş gibi. Bir insanın ölümüyle eksilirim ben, çünkü bir parçasıyım insanlığın. İşte bu yüzden sorma çanlar kimin için çalıyor diye, çanlar senin için çalıyor.”
Aşkın ve direnişin Guadarrama Dağları’ndan tüm dünyaya uzanan destanı Çanlar Kimin İçin Çalıyor’un ilk sayfasında geçen bu sözleri hatırladım son yıllardaki kayıplarımı düşünürken.
İçimi acıtan çok büyük kayıplar yaşadım. Her ölüm haberi ile içimden bir parça kopuyor. Kanıyor içim. Acıyor.
İnsanın mı sadece? Kesilen her ağaç, kirlenen her damla su ve havayla eksildiğimizin farkında mıyız? Bu dünyayı paylaştığımız her bir canlının, her bir ağacın ölümüyle eksiliyorsak eğer, eksildiğimizi hissedebiliyorsak, ancak o zaman insanız.
Yaşadığım toplumda çevremdeki insanlarının duyarsızlığını gördükçe, yoksa bir ben mi ölümlüyüm acaba diye iç geçiriyorum zaman zaman…
Müzik sisteminde Cem Adrian’ın sesi yükseliyor. Herkes gider mi? diye soruyor. Evet herkes gider, gidecek. Hepimizin hayatı bir şekilde sona erecek.
Son kaçınılmaz. Önemli olan nasıl yaşadığımız!
Yazan:
Kim olduğumuzu biliyor muyuz? Kanımca bilmiyoruz.
Kimliklerimiz bu yüzden çok önemli. Ben bir eşim, babayım, yöneticiyim (İşletmekten anlarım biraz... MBA' da sığdırmıştım bir ara eğitimlerimin arasına), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik bölümü mezunu ve 30 yıl bu ülke için fazla romantik kalan böyle bir meslekten rızkını kazanmış biriyim. Çok mu önemli bu kimlikler? Değil. O kadar kendimizden habersiziz ki o kimlikler elimizden alınırsa biz de olmayız sanıyoruz.
İnsan oyuncaklarını ne kadar çok önemsiyor, yolun sonunda onlara dönüşmek ve kendini kaybetmek olsa bile...
Ben kimim biliyor musun?
Hayır bilmiyorum. Peki ya sen?
Bildiğim tek bir gerçek var. Burası mucizelerle dolu ve yaşamayan inanamıyor.
Ben de uzun müddet inanmadım.
Ancak ne mutlu ki görmeyi becerdim.
Yaşamak, hayatta kalmaktan çok farklı.
Hayatta kalmak ise büyük güç.
Bir de o gücü alıp, keyfe, huzura, sevgiye, coşkuya döktüğünüzü düşünün!
İşte yaşamak o tarz bir deneyim.
Aşkla yapılabiliyor.
Aşkla ve tutkuyla yaşanabiliyor.
Ne kadar söylesem az, ne kadar sussam tesirsiz!
Şükredebiliyorum.
1969 yılında doğduğum ve bir doğuma vesile olduğum için.
Sevdiğim, sevildiğim için.
Güvendiğim ve güvenildiğim için.
Dilerim yaşadıklarımı yaşatacak fırsatım olur çünkü benim minnetten, sevgiden ve dostluktan yana çok tecrübem oldu.
İyi ki doğmuşum ve gelmişim.
Yapımda ve yayında emeği geçen babam Tuzsuz Deli Bekir'e ve annem Kadriye'ye çok teşekkür ederim!
Epiktotes'in dediği gibi "“Saati gelince öleceğim, ama kendisine verileni geri veren bir adam gibi öleceğim.”
Dilerim ki hep birlikte geçirilecek zamanımız olsun ve o zamanın değerini kutsayacak sağlık ve özgürlüğümüz!
Gerisi bir dalganın köpüğü, bir kuşun kanadı!