Ölüm Yaşamın Mührü

, ,

| 17/06/2023

Sevgili Berna’nın kitabı “Ölüm Yaşamın Mührü” raflarda yerini aldı. Kitap, “Yaşamaya nasıl başlayabilirim” sorusuyla başlıyor. Ve o sarsıcı cümleyle devam ediyor:

“Ölümü anlamak için nasıl yaşadığımızı anlamak gerekiyor.”

“Ölümün hayatın parçası olduğu hakikati”, kitabın omurgası.

Berna benim için çok kıymetli bir yazar. Kendimi hatırladığım günden beri ölümü konuşmak, sohbetlere dahil etmek istedim ama hep yalnız hissettim. Yas ve Ölüm Bilgeliği Platformu kurulduğu günden beri “ölüm” nihayet sohbetlere dahil oldu. En çok da Berna’dan dinledim ölümü, ölememeyi.

Kitapta geçen bir cümle var, palyatif bakım bölümündeki bir hastanın öyküsünü anlatırken şöyle yazmış sevgili Berna:

“Ölümden konuşmak için ölüyor olmanın yetmediği durumlar var.”

Palyatif bakımda bir ömrün son anlarında bile ölüyorum diyememek! Ölüm kelimesini dudaklardan uzak tutmak. Kaçıncı kez dinledim ama her defasında sarsılıyorum.

Ölürken bile ölüyorum diyememenin neden bu kadar sarsıcı olduğu benim için önsözdeki şu satırda gizli:

“İnsanların çoğu yaşanmamış bir hayattan ölüyor.” Rainer Maria Rilke

Kitapla üç gündür hemhal oluyorum. Altını çiziyorum. Bazı yerleri okurken duruyorum. Sindirmek, hazmetmek istiyorum çünkü. Bazen de hayatımı düşünürken buluyorum kendimi. Berna bunu özellikle istemiş olmalı. Yine altını çizdiğim şu cümle bu hissimi doğruluyor:

“İçinde yaşadığımız çağ tarafından nelere şartlandırıldığımızı fark etmeden, yolumuzu bulmamız pek olası görünmüyor.”

Hayatımı düşünüyorum.

Yıllardır uykularımı bölen inşaat gürültüsünü. Soluduğum havaya karışan kimyasalları. Yüzümü yıkadığım suyun bile ne kadar kirlendiğini… Yükselen binaların gökyüzüne nasıl musallat olduğunu. Doğadan bu kadar kopuk yaşamanın ruhumu yaralayışını…

Ölümü düşünüyorum ve hayatımı sorgularken buluyorum kendimi. Tam da şu   paragrafı okurken:

“Mesela size yarın akşam yaşadığınız mahallede elektriklerin üç gün boyunca kesik kalacağı bilgisini versem, bununla ilgili bazı aksiyonlar alırsınız. Buzdolabını boşaltmak veya akşamları kullanmak üzere birkaç paket mum edinmek gibi. Peki, yakın bir zamanda öleceğimiz bilgisiyle ne yapıyoruz?”

Kitapta “önerilen pratikler” bölümünde şöyle bir bölüm var:

“Ölümü konuşmayı zor buluyorum çünkü ….”

“Ölümü konuşmayı kolay buluyorum çünkü….”

Bu cümleleri siz nasıl tamamlardınız bilmiyorum ama benim için ölümü konuşmak hep bir ihtiyaçtı. Sanki ölümlü olduğumu unutmamak, hayallerime dört elle sarılmak için geçiciliğimi hafızama kazımalıydım. Gerçekten çok hızlı unutuyoruz. Gündelik telaşlar o kadar güçlü hükmediyor ki hayatlarımıza. Sonsuza kadar yaşayacağımız yanılgısına kapılıyoruz. Ama bir zamanlar ölüm hayatın doğal bir parçasıymış.

Batı’da Ölümün Tarihi isimli kitaptan derlenen bölümde, 8. Yy ve 12. Yy arasında ölü yatağının kamuya açık bir alan olduğundan söz ediyor Berna. Hatta o dönemde insanlar ne zaman öleceklerini hissederlermiş. Kişi ölüm yatağını kendisi hazırlarmış. Yakın çevresi ölecek kişinin geçirdiği sürece tanıklık edermiş. Bugünle kıyasladığımızda arada çok şaşırtıcı bir fark var değil mi? Ölme işinin çoğunlukla hastanelerde gerçekleştiği bu çağda, Berna’nın yazdığı gibi “ölürken bile ölüyorum diyemediğimiz” bambaşka bir çağda yaşıyoruz.

“Can sıkıcı cazibesi olmayan ölüm” (kitaptan alıntı) görmezden geldiğimiz eski uzak bir tanıdık gibi… Bir zamanlar görüştüğümüz, sohbet ettiğimiz, bize ne anlatmak istediğini fark etmeye çalıştığımız bu eski tanıdık artık yüzünü bile görmek istemediğimiz bir düşmana dönüştü. Katıldığımız cenazelerde bile çoğunlukla defin işlemine, kefenle toprağa karışma anına tanıklık etmek istemiyoruz.

Sistemin bize dayattıklarına dair büyük bir farkındalık yaratıyor “Ölüm Yaşamın Mührü” isimli kitap. Peki doğduğum anda beni mühürleyen ölümden neden bu kadar korkuyorum? Berna bu kutsal sorunun cevabını da etraflıca masaya yatırıyor.

Kitap yas ve ölümün içerdiği o kadim bilgeliği yeniden gözler önüne sererken, bize akıcı bir okuma deneyimi vadediyor.


Yazan:

Nazlı Akın

1975 yılında İstanbul’da doğdum. 2020’den beri öykü atölyelerinde yazıyorum, derin okuma atölyelerinde nitelikli okur olmaya çalışıyorum. Edebiyat dergilerinde öykülerim, şiirlerim yayımlanıyor. (Varlık Dergisi, Ot Dergi, Tabure, İshak Edebiyat, Edebiyatist, Öykü Gazetesi, Oggito, Edebiyat Haber) “Bana Benzeme Sakın” isimli öyküm, 2025 Çukurova Öykü Yarışması’nda ikinciliğe layık görüldü. “Kül” isimli öyküm, 2024 Seyhan Livaneli Öykü Yarışması’nda mansiyon ödülüne layık görüldü. “Çocukluk Çıkmazı” isimli öyküm, 2024 Asonans Dergi Podcast Öykü Yarışması’nda birinciliğe layık görüldü. “Akide Şekeri” isimli öyküm, 2024 Ayşe Şengöz Öykü Yarışması’nda birinciliğe layık görüldü. “Nalân Roman” isimli öyküm, Oğuz Atay Öykü Ödülleri (2024) sonucunda hazırlanan seçkide yer almaya değer görüldü. “Mavi Saz” isimli öyküm, 3. Eskişehir Kral Midas Öykü Yarışması’nda ikinciliğe layık görüldü. “Havada Sümbül Kokusu” isimli öyküm, Luna Yayınları Öykü ve Küçürek Öykü Yarışması’nda mansiyon ödülüne layık görüldü. “Kurumuş Çiçekler” isimli öyküm, 8. Cumba Edebiyat Yarışması’nda dördüncülüğe layık görüldü. "Yıkacaklar O Evi" isimli öykü dosyası, Mahal Edebiyat Öykü Yarışması'nda kısa listeye kaldı. Yakında kitaplaşacak.

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)