İnsanın Olmanın Yası – Kaybın Hüznüne Kalbi Açmak

| 20/10/2025

Bu ara dünyaya, bizi besleyen ve koynunda büyüten evimize verdiğimiz zararların kederiyle yani insan olmanın yasıyla yatıp kalkıyorum. İnsan evladı nasıl oluyor da yüz yıllar boyu omzundan sarsılmaktan akıllanmıyor, dünyaya verdiği zararı kendine verdiğini idrak edemiyor? Dinler, siyasetler üstü bir bilince ve iradeye sahip olabilecek mi? Hazzının ve arzusunun yönünü yıkımdan yaratıma çevirebilecek mi? Aklını ve kalbini iradeyle ele alıp hizalayabilecek erginliğe ulaşabilecek mi?  Kendine saygı duyan bir yetişkin gibi net olarak payına düşen sorumluk için kolları sıvayacak mı yoksa kendine kıyamayan şımarık bir çocuk gibi tepinmeye devam mı edecek yerkürenin yani kendisinin ve atalarının üstünde? Ne demiş sevgili Lennon, gözler kapalı yaşamak kolaydır, açacak mı gözlerini, bakmaktan görmeye geçecek mi?

Kalbimizde, niyetimizde, irademizde ve eylemimizde zarar vermemeyi tıpkı bir bahçıvan gibi yeşertip büyütmek zorundayız. İnsanlığın bir formülü yok hâlâ ve aslında formül için gereken tüm malzemeye sahibiz. Yasımıza ve kederimizi hissetmeye izin vermek. Varlığımızla ve kalbimizle karşılaşmanın ilk adımı bunun bir kayıp olduğunu ve gerçekten acı verdiğini kabul etmek. Bu çok önemli. Kaybı görebiliriz ama bazen hissetmeyebiliriz. 

Tibetlilerin zorluklarla ilgili bir sözü vardır: “Yeterince acı ya da zorlukla karşılaşayım ki bende şefkat uyansın, kalbim gerçekten açılsın.” 

Kaybın hüznü, bağlantı özlemi, onu bütünlüğe geri döndüren bir çağrı, bir davet. Bizi kederin çırağı olarak yönlendiren enerji, içimizdeki daha büyük bir aidiyet, bütünlük özlemi. Ne olursa olsun, bu içimizde. Bu bağlantı özlemi, sevgi özlemi. Var olan sevgi hiçbir yere gitmez ve şükran ile açığa çıkar.  

Olgun bir insanın işi, bir elinde yası, diğer elinde şükranı taşımak ve onlar tarafından esnetilmektir. Ne kadar yas tutabilirim? Duyabileceğim şükran bu kadar. Sadece yas taşıyorsam, kin tutarak umutsuzluğa doğru eğilirim. Sadece şükran duyarsam diğer insanların acılarına karşı fazla merhamet göstermem. Yas kalbi akışkan ve yumuşak tutar, bu da şefkati mümkün kılar.” der Francis Weller. 

Kaybımızın hüznünü iliklerimize kadar hissetmeye, yasımızı tutmaya ve sevgiyle şükranı büyütmeye mecburuz, yaşama borçluyuz sevgili insan.

Daha Fazla Sevgi, Daha Fazla Sevgi

Eğer keder sevmeyi öğrenmemizin yoluysa,
o zaman öğrenelim.
Zaten yeterince keder ekildi
tüm kıtaların hayret verici bir hassasiyetle
patlaması için.
Öğrenelim.
Şefkat,
otoyol boyunca uzanan ayçiçekleri gibi
yaygınlaşsın.
Her nezaket eylemi,
kendini dönümlerce geniş bir bağlılığa – adanmışlığa
yeniden eksin. 
Hayatımız ona bağlıymış gibi sevgiyi seçelim.
Keder büyük. Öyleyse daha büyük sevmeyi öğrenelim—
Coşkulu, cömert, isyankar bir sevgi, genişleyen bir sevgi,
O kadar köklü, o kadar yaygın bir sevgi ki.
Dünyanın başka türlü görünebileceğini neredeyse unutuyoruz.

Rosemary Wahtola Trommer
Çeviri: Melike Özgökçen

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)