Sene 2013. Düzce’de olduğum ilk sene ve ilk dönem. Vizeler yaklaşmış. Notlarımı almak için merkeze doğru otobüse binmişim. Şoföre para verirken açtığım cüzdanımda var olan paramı göremeyince başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Bindim, gidiyorum ama cebimde sadece bozuk dört lira kalmış. Ne notların hepsini almaya yeter ne yemeğe.
Geri dönmek için bir lira yirmi beş kuruş ayırınca kalan parayla zaten bir şey yapamam. Öyle kara kara camdan dışarı bakıyorum, ağladım ağlayacağım. Bir on beş dakika geçti, baktım dedem arıyor. Namıdiğer Ömer Emmi. “Kızım neydirsen?” falan derken sesi yine ağlamaklı. Pek duygusal bir adamdı.
“Maaş aldım, PTT’den harçlığını gönderdim. Git çek.”
“Yüz elli T.L.” o dönem için büyük para inanın. “Yalnız,” dedi, “arkadaşına bir sütlaç ısmarla benden.”
Sevgi dillerinden biri sütlaç yedirmekti. Parasız kaldığım için akmayan gözyaşım var ya hani, inene kadar sicim gibi boşaldı gözümden. Herkesin bir Hızır’ı vardır, benimki de dedemdi. Hem bütün notlarımı aldım hem yemek yedim hem de yurduma rahatça döndüm. Tabii sütlaç da cabası.
Hayatımda olduğu her an böyle çok hikâyemiz vardır. Elleri gibi kalbi de pamuktu çünkü. Onun gidişi göğsümdeki vitrini devirdi, kurduğum hevesleri o vitrinle tuz buz etti.
John Berger, “Kelime dağarcığımız çok fakir olduğu için hayatta başımıza gelen pek çok şey isimsiz kalır,” der. Seni kaybetme durumumu belki de bu yüzden izah edecek kelime bulamıyorum. Şu dolaştığım sokaklarda hep seni arıyor, hep seni anıyorum. Uzun zamandır sütlaç yemiyorum. (Belki bugün ölüm yıldönümün diye yerim.)
Sana anlatacak ne çok şey biriktirdiğimi görsen şaşar kalırdın. Umarım gerçekten kavuşmak mahşere kalmıştır da denk gelince avazım çıktığı kadar anlatırım.
“Ne kalacaksa yaşadığım
Bunca çıldırmaktan geriye
Vaktinde gelmeyen
Her şey kadar haindir”
Bülent Abi’nin dediği gibi “Biraz geç kalsam vaktinde gelmiş say” Benim pamuk dedeciğim, herkesten çok her şeyim, Ömer Emmi’m.
Dipnot: Sütlaç yenildi.


















