Yas Bizden Ne İster?

,

| 18/11/2021

Stephen Jenkinson, şu an Türkçeye çevrilmekte olan kitabı Die Wise’da, kırık kalbini muhafaza etmek için dua eden bir arkadaşından bahseder. Brother Blue isimli bu arkadaşı, insan kalbinin kırılmak için yaratıldığını ve her seferinde o kalp kırıklığını hissetmenin, yaşamın hatırlanması gereken derin meselelerini yeniden hatırlamak olduğunu bilir. Blue, kırık bir kalp için dua eder.

Hayatta ne zaman kendimi otomatik pilota alsam, yediğimi ‘sadece’ açlığımı bastırmak, içtiğimi ‘sadece’ susuzluğumu gidermek, çocuklarımla oyun oynamayı ‘sadece’ mızmızlıklarını susturmak (ya da onlarla vakit geçirdiğim için daha az vicdan azabı hissetmek) veya arkadaşlarımla programlarımı ‘sadece’ biraz gülüp rahatlamak adına yapsam bir süre sonra içimde bir delik açıldığını ve gün geçtikçe büyüyen bu deliğin bir süre sonra beni yutacak kocaman bir boşluk hale geldiğini görürüm. Boşluk beni yutunca tatminsiz bir hale gelirim, keyifsizleşirim, her şey anlamsız gelir; yaşama şükrüm (eğer edecek halim kalmışsa) sözcüklerde/zihnimde kalır, kemiklerime kadar inmez. ‘Sadece’ler beni beslemez, beni sadece bu boşluğun içine atar.

Palyatif Bakım’da hastaların odasına girmeden önce listeye bakıp isimlerini içimden üç kez tekrar ederim. Birincisinde kulağıma, ikincisinde dokularıma, üçüncüsünde kemiklerime indiğini düşünürüm. Hikâyelerini eğer benimle paylaşırlarsa, kemiklerimi elime alıp alan tuttuğumu hayal ederim. Kimi hikâyeler o kemikleri sızlatır ama bir şartla, anlatanın da kemikleri sızlıyorsa… Kemikleri sızlatan hikâyeler en kıymetlilerimdir.

Sidney’de tanıştığım ve altı ay süresince yakın zaman geçirme şansını bulduğum sekseniki yaşında bir arkadaşım vardı. İlk tanıştığımız zamanlarda bunama (dementia) tanısı henüz konmuştu, ayrıca hareket etmesini kısıtlayan diğer bazı rahatsızlıkları da vardı. Savaş sonrası dönemin fakirliği, özellikle o dönemlerde kadın olmanın zorlukları, uzak bir ülkeye göç, kendi topraklarını uzun yıllar görememe, erken sayılabilecek bir yaşta evlilik, üç çocuk, kocasının uzun süreli yatalak hastalık dönemleri gibi zorlayıcı, kendi deyimiyle mücadeleli bir hayatı olmuştu. Ama onu en çok ağlatan hikâyesi başkaydı. Sydney’e taşındıktan ancak 25 sene sonra memleketine tekrar gidebilmek için parası olmuştu. Biriktirebildiği para uçak biletine ancak yetmiş, onca senedir görmediği anne babasına yalnızca bir kutu lokum hediye alabilmişti. Annesine, mahçup bir şekilde hediyesini uzattığında annesi koca bir öpücük vermiş, ‘’al bunu yan evdeki babaannene götür, biliyorsun huysuzdur, hediye bekler o şimdi’’ demişti. Bu hikâye, onun, ilk memleket ziyaretinden bir süre sonra ölen annesiyle yaşadığı en yaralı hikâyesiydi; onca senelik özlemden sonra hediye olarak sadece bir kutu lokum götürebilmek ve annesinin onu bile yediğini görememek. ‘’Lokum tatlı gözükür ama sen bir de bana sor. Benim acım, lokum acısı. Lokum acısını tadanın kalbi bir daha sertleşmez’’ derdi hikâyesini her anlatışında…

Stephen Jenkinson kitabının devamında çoğu tohumun ortasından geçen bir çizgiden söz eder. Orası çatladıkları yerdir ve çatladıktan sonra oradan yaşam gelir der. Çatlamak içinse tohumun bir yere gömülmesi gerekliliğinden bahseder. Derinden değer verdiğimiz her şeyin, hatta derinden değer verme şeklimizin bile bu biçime sahip olduğunu yani o çatlamayı kendiliğinden bilme haline sahip olduğunu söyler. ‘’Bizim görevimiz onu çatlatmak değil. Bu, onu çatlatmayı çok iyi bilen dünyanın görevi. Görevimiz onun çatlamasına razı olmak ve o şekilde yaşamayı öğrenmek’ diyerek devam eder.

Benim sekseniki yaşındaki kıymetli arkadaşım, herkesin kırık kalplerini tamir etmeye çalıştığı şu dünyada, kalbini bir tohum gibi çatlatan lokum acılı hikâyesini ve o acının kalbini her daim yumuşak tutmasını gözyaşları eşliğinde anlatırdı.

Hayat boyunca kalplerimiz nerelerde, nasıl kırılır? O kırılan yerlerden açığa ne çıkar? “……. rağmen”, yaşamına zarafetle devam etmek bir ustalık işidir, beceri ister. Zarafetli usta, içinde, çatlamaya hazır duran çizginin sızlayan tınısını ve bir gün bir vesile ile çatlayacağını bilir. Onunla birlikte yaşamaya rızasını verir, olmuş/olacak yasına sahip çıkar.

Yazının devamını okumak için buraya tıklayın.

Fotoğraf: Jeremy Bezanger


Anadolu topraklarının çeşitliliğini yansıtan bir ailenin üçüncü kızı olarak 1971 yılında Ankara’da dünyaya geldi. Kendini hatırladığı andan itibaren kutsalın anlamı, insan olmanın bilgeliği ve yaşamın döngüleri üzerinde tefekkür ediyor. Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü Mezunu ve yas üzerine Psikolojik Danışmanlık okuyor. 2018 yılında aldığı ilk Ölüm Doulası (Ölüm Eşlikçiliği) eğitiminden itibaren ölüm ve yas konularıyla ilgili çalışıyor. Yas ve ölüm alanına hizmet ederken niyeti, kederi ortadan kaldırmadan karşıdaki kişinin duygusal gerçekliğinin ne olduğunu duymaya çalışmak. Bunu tarif edecek kelimelerle buluşmak için alana sembol, metafor, ağıt, dans, şiir veya hikayeler çağırmak, böylelikle acının içinden onu bizlere iletecek görüntüleri, kelimeleri veya hareketleri bulmak. Kişisel olarak, ölüm ve yasın ömür boyu çırağı olacağı gerçeğine ve yolumuza devam etme gücünü kendi yas dağarcığımızın söyledikleriyle bulacağımıza gönülden inanıyor.

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)