Ölümün kesin bir son, bir ‘bitiş’ olmadığına ne kadar yürekten inansam da doğurduğu trajik ‘yoksunluk’ duygusu karşısında ağır bir hüzne kapılıyorum. Sevdiklerimi kaybettikçe yalnızlık ve yoksunluk duygusu ağır basıyor.
Biliyorum ölüm yaşamın öbür yüzü ve yaşamı ilgi çekici kılmakta, anlamlandırmakta. Hep yanı başımızda, korkulan ve ilgi duyulan bir evre olarak kendini hep hissettirmekte. Korku bilinmezliğin korkusu, yaşamdan kopmak istemeyişin endişesi. İlgi çekici. Çünkü dünyaya gelen her insan yaşayacak ölümü ve doğal olarak ne yaşayacağının merakı içinde. Yaşam, er ya da geç bir gün bitecek ve yolculuk sona erecek.
“Ölüm gözlerimde bugün, Üzerinden çok geçilmiş bir yol gibi”. Diyen eski bir Mısır şiiri, üzerinden hep geçilen, ama yine hiç kapanmadan, insanı bir yerden alıp başka bir yere, geri dönülmez bir yere götürmeye devam eden bir yolun, ne zaman, nerede ve neden olacağı bilinmeyen bir yolculuğu anlatır.
Bu trajik yolculuk karşısında zaman zaman, “Ben bugüne kaç kere- Bıkmışım ölümlerden, ölmeyin benden önce.” diyen Behçet Necatigil gibi haykırsak da aynı feryadın bizim arkamızdan da bir gün, hem de ne zaman olacağı bilinmeyen bir gün, kopacağını derinden hissetmenin sarsıntısını yaşamaktan kendimizi alamayız.
Madem kaçış yok. Cemal Süreya’ya bir selam vererek bir dilekte bulunalım. Güzel yaşadık üstü kalsın …
Üstü Kalsın
Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…
Cemal Süreya
15.06.2022
Yazan:
Kim olduğumuzu biliyor muyuz? Kanımca bilmiyoruz.
Kimliklerimiz bu yüzden çok önemli. Ben bir eşim, babayım, yöneticiyim (İşletmekten anlarım biraz... MBA' da sığdırmıştım bir ara eğitimlerimin arasına), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik bölümü mezunu ve 30 yıl bu ülke için fazla romantik kalan böyle bir meslekten rızkını kazanmış biriyim. Çok mu önemli bu kimlikler? Değil. O kadar kendimizden habersiziz ki o kimlikler elimizden alınırsa biz de olmayız sanıyoruz.
İnsan oyuncaklarını ne kadar çok önemsiyor, yolun sonunda onlara dönüşmek ve kendini kaybetmek olsa bile...
Ben kimim biliyor musun?
Hayır bilmiyorum. Peki ya sen?
Bildiğim tek bir gerçek var. Burası mucizelerle dolu ve yaşamayan inanamıyor.
Ben de uzun müddet inanmadım.
Ancak ne mutlu ki görmeyi becerdim.
Yaşamak, hayatta kalmaktan çok farklı.
Hayatta kalmak ise büyük güç.
Bir de o gücü alıp, keyfe, huzura, sevgiye, coşkuya döktüğünüzü düşünün!
İşte yaşamak o tarz bir deneyim.
Aşkla yapılabiliyor.
Aşkla ve tutkuyla yaşanabiliyor.
Ne kadar söylesem az, ne kadar sussam tesirsiz!
Şükredebiliyorum.
1969 yılında doğduğum ve bir doğuma vesile olduğum için.
Sevdiğim, sevildiğim için.
Güvendiğim ve güvenildiğim için.
Dilerim yaşadıklarımı yaşatacak fırsatım olur çünkü benim minnetten, sevgiden ve dostluktan yana çok tecrübem oldu.
İyi ki doğmuşum ve gelmişim.
Yapımda ve yayında emeği geçen babam Tuzsuz Deli Bekir'e ve annem Kadriye'ye çok teşekkür ederim!
Epiktotes'in dediği gibi "“Saati gelince öleceğim, ama kendisine verileni geri veren bir adam gibi öleceğim.”
Dilerim ki hep birlikte geçirilecek zamanımız olsun ve o zamanın değerini kutsayacak sağlık ve özgürlüğümüz!
Gerisi bir dalganın köpüğü, bir kuşun kanadı!