Eşik’teki öyküler, eşikte duranların ve eşikten geçenlerin öyküleri

ÖYKÜ Kategorisindeki Tüm Yazılar

Kayıklar

Karanlıkta Sesler

Sığ kelimeler ve bakışlar, içlerinden bir tanesi bile karanlığı aralayamıyor. Çok uzun zamandır, kimsenin ondan ummayacağı denli derinliği özlüyordu. Kapı, delimsirek rüzgârın tokadıyla sarsıldı. Ürperdi, yorganı sıyırıp kalktı Yakup Reis, sesleri dinledi. Kayıkhaneyi hırpalayan denizi, meşelerin esrarlı ezgisini, rüzgârın küstahlığını, dışarıda olup biteni… Köpekler mi havlıyor, av peşine düşmüşçesine? Uzakta bir kadın çığlığı vahşi adımlar, ürkek ayak sesleri… Sesler! Geceleri sesleri...

DEVAMINI OKU

Kundaktan Beşiğe, Tabuttan Toprağa

Kuşlara bakıyorum. Havada süzülen turuncu ayaklı kuş balkonun demirine konuyor. Bana mı bakıyor? Masadan kalkıyorum daha iyi görebilmek için. Hızlıca süzülüp gözden kayboluyor. Masaya geri dönüyorum. Yaşadığım ev on beşinci katta. Bulutlar griye çalıyor. Hava soğuk. Yazarken kahvem ılıdı. Yenisini demlemeye üşeniyorum. Salona bakıyorum. İkinci el eşyalarımız “kırılgan.” Anneannemden kalma orman desenli tabakları çok seviyorum. Geçen kış hayattaydı anneannem. Haftada...

DEVAMINI OKU

Kederli Senfoni

“Bir insan değil, malzemeydim artık. Kalın, katı, dolaşık.” Rüyamda yılanlar göründü önce. Gözleri sapsarı. Dilleri dikenli. Kanlı gözyaşlarım köpürmeye başladı organlarımda. Sarsıldım. Titredim dakikalarca. Beyaz, sonu gelmeyen sıkı bir kumaş… Beni sardıkça sardı. Bedenim süt rengi yapışkan bir elbiseydi artık. Yüzüm, gözlerim, sarı saçlarım, hayat dolu memelerim… Görünmez, anlaşılmaz oluncaya kadar doladılar kumaşı. Bir insan değil, malzemeydim artık. Kalın, katı,...

DEVAMINI OKU

Kadavra Havuzu

Hayatının en kötü gününün hangisi olduğu sorulacak olsa, hiç tereddütsüz, 2004 yılının Kasım ayının insana mevsimleri şaşırtan, kandırıp hasta eden o yalancı bahar günlerinden biri olduğunu söylerdi Zeynep.  Muayene boyunca, göbeğinin üzerinde soğuk ultrason aletini gezdiren, gözünü ekrandan ayırmayan ve hiçbir şey söylemeyen doktorun asık yüz ifadesinden bir şeyler anlamaya çalıştı. Ona saatlerce sürmüş gibi gelen bu kısacık muayene sonrası...

DEVAMINI OKU

Gidenler Çabuk Unutur

Bahçedeki nar ağacının gölgesi, sırasıyla ayaklarına, dizlerine, ellerine oradan da kanepedeki sıralı motiflerin akışına doğru esneyerek uzuyor. Bir süre güneş ışığının evdeki gezinmesini seyrediyor, sonra ağır ağır kalkıp pencereye gidiyor. Ağacın üzerindeki narları tek tek sayıyor, tastamam. Yusyuvarlak narlar, yer yer düzensizce çatlamış, portakal sarısından gece kırmızısına kadar lekelenmiş kabukları, parlak olgun tanelerini çatlaklarından parlatarak gösterip ağacını seyretmekte.

DEVAMINI OKU

Havada Süt Kokusu

Küçürek Öykü Karlı bir günde evin salonunda keder içinde beklerken önce ayak sesleri duydu. Fötr Şapkalı Adam usulca içeri girdi. Şapkasına uzandı, başını hafifçe öne eğdi köpeği selamlamak için. Ayaklarının yerle bağlantısı kesildi, kafası uçan bir balon gibi tavana yapıştı. Tavanda bir boşluk açıldı, kara delik çiçeklendi. Hamlet’in bedeni kasılmaya başladı. Odun kokulu tüylerini okşadı. Başını öperken yumuşak, dingin bir...

DEVAMINI OKU

YİTİK

Anası aşağıda, oğlu yukarıda. Gündüz cayır cayır yanan toprak şimdi buz gibi sarmış ikisini. Biri boylu boyunca uzanmış, diğeri onun üstünde cenin misali. Biri tüm dertlerini bırakıp gelmiş, diğeri hepsini sırtlanıp.  Anası aşağıda, oğlu yukarıda.  Gün doğana kadar yattılar koyun koyuna. Kaç gecedir bu böyle, saymadım. Bir ayıbı örter gibi onları sakladım. Oysa ne üstteki suçluydu ne alttaki, varsa yoksa...

DEVAMINI OKU

Özür Dilerim

Eşi, gel el ele intihar edelim, diyormuş. Sibel en çok sahilde yürümeyi severdi. Çok zamandır çıkmamıştı dışarı. Bunu fark ettiğinde çoktan bahar gelmişti. O gün hava yirmi dört dereceyi gösteriyordu. Perdeyi aralayıp camı açtı. Mis gibi bahar havasını içine çekti. Pardösüsünü aldı, sahile inmeye karar verdi. Dışarısı ne de sakindi. Ne insanı ıssız hissettirecek kadar az ne de rahatsız edecek...

DEVAMINI OKU

14 Şubat Dünya Öykü Günü

“Öykü bizi bir şeye maruz bırakır, gerçekliği çarpıtmanın kısa yoludur.” Susan Lohafer Öykü okurken genellikle yoğun ve abartılı bir şeye maruz kalırız. Hafızamda yer kaplayan unutamadığım öykülerde çekilen acılar büyük, bekleyişler uzun, kalplerde yarım kalmış ya da hiç yaşanmamış hayaller, aşklar var. Peki neden çarpıtıyoruz gerçekliği? Yazar Hakan Akdoğan bunu şöyle açıklıyor: “Karakterin yarası yazara aitse okur açısından kıymetsizdir. Yara...

DEVAMINI OKU

Üflediler Söndüm

Kan kırmızısı otrişimi, havalı bir el hareketiyle boynuma doluyorum. Zorlansam da dik duruyorum apartman topuklu ayakkabılarımla. Işıltılı bluzumu aşağı doğru çekip, memelerimi ortaya çıkarıyorum iyice. Yerde duran rakı kadehine uzanıyorum, bir dikişte içiyorum aslan sütünü! Osman arzuyla bakıyor bana. Bir zamanlar yanında yatıp, elini sürmediği kadına.  Bugünü çok hayal ettim Osman. Adımı duyduğun, afişi gördüğün anı defalarca kurdum zihnimde. Beni...

DEVAMINI OKU