Nalân, kırk beş yaşında yatağında ölü bulundu. Azrail ona acıdı, büyük bir kazanda “filtre kahve” demledi. Peru çekirdeklerinden. Azrail’in yüzü, genç yaşta şöhreti yakalamış bir dizi oyuncusunu andırıyordu. Nalân, “Böyle ölüme can kurban,” diye düşündü. Yaşarken az mı hayalini kurmuştu yakışıklı oyuncunun. Kahvesini içerken kendi cenazesini izlemeye karar verdi. Katran karası koltuğa oturdu, Tünel T.V.’yi açtı. Odayı havalandırmamıştı Fikret! Kasap dükkânı gibi kokuyordu ev. Ekranda gri cızırtılar oluştu, aniden görüntü netleşti!
Nalân’ı gece yarısı yatağında ölü bulan kocası Fikret, büyük bir rahatlama hissetti. Kızı gibi sevdiği, “melek yüzlüm” dediği karısı nihayet Hakk’ın rahmetine kavuşmuştu. Fikret sabaha karşı ilk iş buzdolabını açtı, soğuk su çıkardı. Rakısını asla ılık suyla içmezdi. Nalân, kocasının hızlı içmesine sinirlendi. Olanları izlerken çenesini tutamadı.
“Fikret yavaş iç Allah aşkına. Misafirlerin yanında uyuyakalacaksın yine. Fikret bir kere de ağzınla iç. Bir kere de insan gibi iç.”
Fikret, on dakika içinde iki kadeh rakı içti. Nalân’ın cansız bedenine sarılıp müziği açtı.
“Fikret, bari öldüğüm gün Ahmet Kaya yerine, Carla Bruni çalsaydın ya. Rakı yerine şarap içseydin. Tavuklu pilav yerine makarna haşlasaydın taziyeye gelenlere.”
Eve anahtarıyla giren Refika Hanım, damadının sızdığını fark edince kocası Mithat’ı dürttü.
“Kızım ölmüş benim, kızım. Yaptığına bak. Bari gündüz vakti içmeyeydin. Püh, yazıklar olsun. Birazdan insanlar gelecek. Şu evin haline bak. Her yer köpek tüyü içinde. Sen öldürdün kızımı pis köpek. Elektrik süpürgesi nerede? Mithat, çekil ayağımın altından, dip köşe temizlik yapmalıyım.”
Mithat Bey, gazeteyi ikiye katladı, kızının ölüm ilanını yüksek sesle okumaya başladı.
“Acı kaybımız Nalân Roman, bir baltaya sap olamadan ölmüştür. Babasına itaatsizlikle tanınan biricik yavrumuzun cenazesi, kendi isteği üzerine Bozcaada Çamlıbağ Şarapçılık önünden, bağ turlarının gerçekleştiği saatlerde kalkacak, üzüm fıçısına konarak önce çiğnenecek, ücretsiz tadım sonrası defnedilecektir.”
Kapı çaldığında evi temizlemeye devam eden Refika Hanım çok sinirlendi.
“Cenaze evine çat kapı gelinir mi canım? Ne biçim insanlar bunlar? Fikret, kapıyı açsana.”
Fikret kalkacak durumda değildi. Refika Hanım, damadına söverek açtı kapıyı. Yoga matları ellerinde üç genç kadın girdi içeri. Nalân’ın yakın arkadaşları! Sepin, Gece, Özge. Tavuğun kokusunu alan Sepin, üstündeki “vegan şeyler” tişörtünü Nalân’ın hediye ettiğini hatırlayarak sinirlendi:
“Nalân öldüğü gün tavuk dağıtılmasını istemezdi. Son arzusu bu değildi! Makarna yapın, dağıtın demişti bana.”
T.A. salonda koca patileriyle gezindikçe, havada dolaşan tüylere yenisi ekleniyordu. T.A. , tavuğun kokusuyla çıldırmış gibi davranıp, rahmetlinin yazarını herkesten sakladığı bir kitabı parçalamaya başladı. Gece, köpeğin ağzını açmaya, kitabı kurtarmaya çalıştı ama hayvan hırlıyordu. Gece, Refika Hanım’ın eline tutuşturduğu toz beziyle gözyaşlarını silerken, bir yandan da ağzına kaçmış köpek kıllarını çıkarmaya uğraşıyordu.
“Ah ! Ah! Eklem yogasını çok severdi rahmetli. Akşam onun anısına yoga yaptıracağım canlı yayında.”
“Nalân’ın dediği kadar varmış. Kızı ölmüş bir kadının koltuğa yığılıp ağlaması gerekmez mi? Babası da başka deli, getirdiğimiz su böreklerini yemekle meşgul.”
“Nalân’ı onlar mı öldürdü acaba? Kocasından şüphelenmiyorum ben.”
Gece, toz bezini Mithat Bey’in gazetesine doğru fırlatırken, bir şeyler hatırlamış gibiydi.
“Nalân’ın kafası çok karışıktı. Ben katıldığı yazı çalışmasındaki arkadaşlarından şüpheleniyorum. Bir de ustası var, yazar olan. Karnavalesk yapıda yazdığını sanıyor Nalân ama beceremiyor. Üstkurmacada yetersiz. Fikret de hep köstek oldu kıza. Hayal gücünün zayıf olduğunu söyleyip durdu. Biz de, genç sevgili konusunda çok üstüne gittik. Kafasının içinden kime giderse gitsin. Neden o kadar yüklendim ki? Kendimi asla affetmeyeceğim. Belki de benim yüzümden öldü Nalân.”
Sepin tavuk konusuna takılmıştı.
“Bana kalırsa, bugün o tavuğu ikram edemeyiz. Nalân’ın kemikleri sızlar.”
Kapı tekrar çalınca Özge görev bilinciyle zıpladı. Gelen, Nalân’ın hayvansever komşusu Didem’di. Elinde boş bir tabak vardı:
“Kediler için biraz tavuklu pilav rica edecektim. Bu arada başınız sağ olsun. Fikret yok mu?”
“Uyuyor Fikret.”
Özge tabağa tavuklu pilav koydu, Didem’e uzattı.
“Birkaç saat sonra tekrar uğrarım. Kediler yine acıkır.”
Özge, Sepin’i dürttü:
“Bir tane normal arkadaşı yok rahmetlinin.”
“Biz varız ya.”
“Beni ayrı tutun. Yeni normale alışamıyorum. Bu maskeler kokuyor. İltihaplı diş eti kokuyor.”
“O koku köpeğin ağzından geliyor anlamadın mı? Tavuklu pilav verelim şu garibana.”
Refika Hanım etrafa kolonya püskürtmeye başladı.
“Bu ev asker çorabı kokuyor. Ben hayatımda böyle pislik görmedim. Özge senin mutfakta ne işin var? Senin görevin belli. Gece, sen de bırak şu pis köpeği. Rahmetlinin eşyalarını valize koyalım beraber.”
“İyi de, bu iş için erken değil mi Refika Teyze?”
“Kızım ölmüş benim be. Kızım ölmüş. Ne erkeni. Hadi.”
Gece ve Refika Nalân’ın odasına geçerken Özge fenalık geçiriyordu.
“Ay yok, ben dayanamayacağım daha fazla. Adam su böreklerinin hepsini yedi. Kadın, kızı daha gömülmeden eşyaları vermenin derdine düştü. Nalân’dan hiç iz kalmasın istiyorlar.”
Sepin tavuğun kokusu çıksın diye pencereleri açmaya başladı:
“Evi havalandırmak gerek. Olacak şey değil! Kar başladı. Haziran ayında kar yağıyor.”
Azrail koltukta Nalân’a iyice sokuldu.
“Üşüyor musun?”
“Hayır. Sen yanımdayken mümkün değil!”
“Kara filmi sevdin mi?”
“ Bilemiyorum Azrail. Bana bu kadar sokulman dikkatimi dağıtıyor.”
Derken, yeniden kapı çaldı. Gelen, rahmetlinin kız kardeşi Asuman’dı. Tepeden tırnağa pembe giymişti.
“Ay merhaba. Ablam ölmüş doğru mu? Anne! Bak cenaze için Furla’dan çanta, Gucci’den elbise aldım.”
“Kaç para verdin kızım bunlara?”
“Ay sana ne babişko. Karışma sen.”
“Manyak bunlar ya. Refika kaç para vermiş kaç?”
“Ay anne, benim uçuşum vardı unuttum. Cenazeye gelmesem ayıp olur mu ki ablama? Hadi ben gidiyorum babişko. Bu arada niye ölmüş ki ablam?”
“Fikret öldürdü onu. Sabah içmeye başladı. Pis ayyaş.”
“İyi o zaman. Ben gidiyorum, hadi bay!”
Özge, Sepin ve Gece kol kola girip titremeye başladılar. Kar iyice bastırmıştı.
Nalân, Tünel TV’yi kapattı, daha fazla izlemeyecekti. Azrail’in elinden tuttu, ışığı görünceye kadar yürümeye devam etti.


















