Yasla Yürümek

, ,

| 08/05/2026

Eşimin bedenini toprağın altına koymuşlar, ben görmedim. Bir gün sonra gittim mezarına. Aynı gün uçak bileti bulamadık diye otobüsle önce Kayseri, bir gece konaklama, sabah aktarma Sivas. 

Aldılar, gittik boş mezara. Çok güzel bir mezarlık. Geniş, açık, yemyeşil. Seveceği gibi tam. Babası az ilerde yatıyor. En çok ona hüzünlenirdi, kavuştular belki.

En çok sevdiği şarkıyı açtım bir sigara sarıp. İki Yol, Mavisakal’dan. Ağlaya ağlaya söyledik yüksek sesle. Yakışır bir tören olduğunda anlaştık bir şekilde…

Yas uzun… O zamanlar bilmiyorum bunu. Acının içinden geçerken oyunlar uydurmaya başlıyorum. Bunların ilk çıktıları aşağıdakiler. 21 gün sürüyor. Her gün evden yayan çıkıyorum. Ya aşağıya ya yukarıya doğru yürüyorum önce. Hangi yöne sapacağımı işaretlerle buluyorum. Önüme gelen ya da ayağımın götürdüğü ilk toplu taşıma durağında karşılaştığım ilk araca biniyorum. Kimi minibüs kimi o tombul dolmuşlardan bazen otobüs ya da metro. Güzergahın son durağına kadar gidiyorum. Ya da son gibi gelen bir yere. İnip dolaşıyorum. Bu yürüyüşlerin adı “O Sokağa Gir”. Bir çay kahve bir şey içiyorum bazı. Dönüyorum gittiğim yoldan. Süzülenler aksın diye karalıyorum bir şeyler. Günün üç dört saati nispeten acısız geçiyor böylece. 

Bu metinler o günlerden. Yolda neye çarptıysam, içimde ne kabardıysa… O yüzden düzenli değil. Bazı günler açık, bazı günler kapalı. Bazı günler çok, bazı günler seyrek. Bir yere varma hali yok içinde. Niyeti de yok.

Okuyucuya bırakıyorum.


Son Durak

1. Gün

Nazlı bir teslimiyet mor salkımlı ikizler sokağına yolculuk.
Yıldırıma saplanan davetiyede:
“İyi olanların değil, iyi oynayanların dünyası burası”

Yolda temizlik, kaçak suların tespiti… 

Çetin ama görülmeyen güllerin kokusu.

Şakacı bir ulak var yolda.
Ciddiye alınmayacak hafiflikte bir oyun üflüyor kulağıma.

İp üstünde bir yürüyüş…
Oyuncunun saflığı kadar genişleyen bir ip.

Öyle bir masumiyet öyle bir açıklık…

*Ümraniye

2. Gün

Beyaz kelebeğin her şey yolunda uçuşu mu o
İkinin bir olduğu sarmalda, yoğunluklar arası bu patika.

İp, ince bir sınır…
Yaklaşırken uzaklaşan, yaşanırken bilinen.

Sıfır noktasında,
Kurttan devşirilmiş bir köpek var aslanın yanında.
Kulağını, tinin kehanetine kabartmış, azim ulumakta.

*Kartal

3. Gün

Denize atar gibi karşılıksız atınca adımı.
Duyulur.
Tez elden tutulur
Karanlığa zarifçe ve serin bir yerden batırdığın ellerin.
Sol omuzuna değer yaşlı bilge kadının eşarbı.
“Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” der.

Hareket.
Hareket et.
Aziziye hamamında elmas olmaya bırakılmış gibi
Revadır şifa,
Bulutlara çıkana dek.

sküdar

4. Gün

Gece rüyada bir anahtar rota.

Gündüz…
Batı yönünde yağan
Doğuya doğru, yokuş aşağı inen bir yağmur var.
Doğudan devam.
Kuzeyde, çöküntü içinde yanan usul bir ateş,
Güneye iniş çıkış dolu bir merdiven.


Orada ol!

Karşı yakada,
Dupduru uğurlu bir su.
Gömülenleri yıkayan.

Saadet…
Öpünce arda kalanın sol elinden üç kez
Ve o da elini tuttuğu sol elinden üç kez
Belirdi yarıkta, art arda iki kez.

*Beşiktaş

5. Gün

Bir açık hava koğuşu,
Bir ant.

Elinde bastonuyla ters giden amca
Kapatılmış kızlar
Ayakta zor tutunan kadınlar
Birbirinden ayrılmış.
Avdılar.

Ben neredeyim diye sorana
Bilmediğini yutturdular.
Biliyorlardı.
Erk, dişilin zemininde bir öz biliş.

Güvenlik, yutturulmuş bir tarih yükü
Ama eni konu koca bir ada bina.
Tam tavaf etmeye bakar etrafını.

Orada, örtüsü düşen atalar
Gök salan saçlar
Silinen seri numaraları…
Metafor olmaktan uzaklaşırlar.

Güvenliği bırakıp güvene dalanlar…
Hak edişlerini birbirlerinin gözlerinde görür,
Antlarını fısıldarlar.

*Maltepe

6. Gün

Şarjın az olduğu bir gün.
Ekonomi zamanı.
Daha önce denenmiş yere dikkat
Aynı tuzağa düşme.
Kırılgan yerlerde durup bekleme,
Deneyime gir.

Yorgun, biraz tedirgin ve özlem dolusun.
İçten ve kalendersin,
Muzipsin de.
Tamam.


İndin seç, sağ, sol, karşısı?
Seçim bayraklarının arasından parlayan
On numara yemyeşil bir işaret, takip et.

Adalet sokağında bir gül bahçesi ha.
Hani vaat edilmemişti?
Gördün, kokladın, kaybolma, dönüşe geç.

İkisi de yarım kollu adamı takip et, selamını çak, sor çakır gözlerine
Doğrulama nerede?
Eksik de olsa canhıraş kaldırsın sol kolunu, dönüş yönüne.
Bil, bugün şarjın az, yetiş evine.

*Çakmak

7. Gün

Bir ölü dirilirse rüyanda
Ve hiç gidilmedik sanılan yerlere ömrün yetişirse
Çocuksu bir hatırlayış olur, gelmiştim ben bir kere.

Konuş konuş ki,

O anı
Narçiçeği kokulu sarı beyaz bir kedi
Bir aynada bulup, temize çeksin seni.

Bir tatil gününü kutlasın sakin, sevecen sokaklar.
Rüzgarlı’dan aşağıya yürü, denizi gör 
Ve uyan rüyanda.
Olmayan olur orada.
Gezgin bir aziz, tanrısal apartmanının yan duvarında.

*Avcılar

8. Gün

Davete icabet bekleyen anlar vardır.
Aslına seyahat mi desem.

Baktın konfor eteğine yapıştı
Kusursuz edimler için bir test ya da rest belki.

İpeksi bir akış için
Masumiyet tek silahın.

*Kavacık

9. Gün

Dokuzun hükmünde
Sabrın genişliği anahtar deliğine çok yakın.

Savaşçı!
Alın teri, bir erk lokması
Dinlencesi, damıtma
Avı, sonsuz ikizine armağan
Kaybıysa, geçici olan.

Seyreldiğin yerde ne güzelsin.

*Dudullu

10. Gün

Us ve su.
Eril ve dişil.
Bölünme.
Hazlar, kılçıklar.
Yutak, reset.

Ruhun gizli gücü.
Ateş, duman, arınma.
Birleşme.
Kaderin çarkına çomak.

*Yenisahra

11. Gün

Son durak, bir eşik.
Oraya kadar gidilen ve sonra geri dönülen.
Neye binersen bin, karşında, yanında, yörende hep bir cam.
Yansıman.
Sen, her neysen.
Duruyor ve hareket ediyor, duruyor ve hareket ediyor.
Bakabildiğince çıplak.
İncinebilir.
Saklanabilir.
Cesaret edebilir.
Yenilebilir.
Devam edebilir.
Yaşayabilir.
Ölebilir.

*Huzurevi 

12. Gün

Ters bir gündü.
Gidiş yönünde değil,
Arkada bırakılan yolda daha çok.

Geride kalan şey medeniyet
Uykunun mimarları istikbal sözü veriyor buram buram

Satılıklar, takaslar ve vakitsiz adak kurbanlıklar bağırıyor:
İnan, inan, inan.
Kanmam. 


Kim bilir kaç asırlık rüyanın
Tamam, budur demeyen,
Başka dünya yolcuları var.

*Tepeüstü 

13. Gün

Zihnin sonuca bağlamak için çılgınca bağırdığı
Bildik dünyanın fetva verdiği bir gün.
Karışık, sıkışık, şüpheli.
Güya pes et demeyen
Ama devam etmeye yaramayan dip fısıltılar…

Öte yanda güvenceyi yola seren selamlar.
Azat yokuşunda uçurtmalı bir mola.
İlk kez duyulan buğuevi.
İki kez denk gelinen nar gibi koza.
İki yaka.
Bir kız çocuğunun yüzükoyun düşerken elleriyle kendinikoruması.

Başka türlü bir emek.

Başka tür bir algılama…

*Doğancılar

14. Gün

Gece, önceki ve sonraki günün arasına sıkışmış.
Erken kesilen rüyanın serin, tatlı esintisinde teselli az.
Tomurcuk çıkmazındaki salıncak da sökülüp devrilmiş,
Artık durup sallanamayız.

Biraz da keyifçiyiz, tütün kavanozu düşüp kırılınca üzülmedik.
Aradığımızın peşinde kilometrelerce gülmek gibi bir şey.

“Ve ben içten utancınızı severim” dedi Nietzsche.
*Esatpaşa

15. Gün

Tuzak görüldü.
Tevazunun gölgesinde uzatılan gözdağları.

Sarı bir gülün huzurunda geçip gittin.

Davet, olmazsa olmazların olmadığı, daha yukarı, tazecik bir yere.

Hepsi rüya.

Şeytanların manzara olduğu yerde
Kutlu yürüyüşüne onay veren
Hislerin gerçek olduğu o gülüş sadece.

*Tavşantepe

16. Gün

Şimdi değil.
Yol sakinleştirsin seni.
Bir umman ki sürüklendiğin,
Varmadan…
Bir küçük kıvılcıma kapılıp sönmesin ateşin.

*Bostancı

17. Gün

Çocukluğun bahçe kapısını saygıyla açmak
Toprakta ilk oturduğun, karıncaları sevdiğin yeri bulmak
Çepeçevre taşlı yolu saf neşeyle yürümek…
Gökte bir tur atmak gibi.

O ergen bedende ne vakit, neye tutsak düşürüldüysen
Cihana nerede sığamadıysan
Korunmasızlığın nerede ele geçtiyse
Bir bir görünecek.

Oraya tam mevsiminde gideceksin.
Sırlar çağıracak,
Bir nevi geçmiş tütsüsü.

Yönünü, esneyen, savrulmaktan koruyan bir körük verecek.
Her iki yakayı da göreceksin.

Kutla.
Arı bir aşk, hak ettiğin.

*Mecidiyeköy

18. Gün

Küçücük görünen deneyimlerdeki devasa boş bulunmalar…
Boşluğa üşüşen yağmacılar
Helal etmeyi kanca yapan
Mekanik sesli utanmaz uçucular,
Görünüyorsunuz.

Bu rüya artık eskisi gibi akıp gitmeyecek.

Gizli bir yerde,
Tuz buz olanı sessiz bir ezgi eyledik.
Avuçladık yüzümüzü.
Öptük avuç içlerimizi.
Doya doya kokladık.

Teşhire kapalı zenginliğimiz.
Kulaklarımız dilenci teknesine geçirimsiz.
Bu rüya artık eskisi gibi akıp gitmeyecek.

*Gülsuyu

19. Gün

Mayısın soğuğunda
İndim bi asker orman.
Korkma, ölüm var bu dünyada.
Sordular
Kaç saat kokar ki biçilip torbalanmış çimen
Bir de J’existe yazıyordu şuralarda bir kubbe kapı önünde,
Git bak orda mı yine.
Baktım, saklamış gözündeki çapağı kedi.
Köpekler ilerde arsız sevişmede.
Yabanları duvara afiş yapmışlar 
Kadrajda köprünün gölgesi.
Her şey yolunda
Şafak tanrıçasının tebessümü,
Çocuğun namastesi.

*Büyük Çamlıca

20. Gün

Yarenim…
Hesaba katılmayan bir sis mi yine.

Şaşırma,
Atlas çiçekleri gibi parçalayıp dikmişler
Kıvrıla kıvrıla inen yol boyu seni.

Takılma
O bir yalan müzayede.
Hemen dön, in, yürü, yorul.
Çağrı durağında bir ulak var.

*Çengelköy

21. Gün

Gözyaşı, güzelliğin hasretine damladı.
Bir yıldız geçitten geldim.
Ve adı başka bir ezgiye geçit oldum.

Sonra sonra eve varmaya yakın bir yerde
Yansımasız bir zırhtan kurdu örümcek mağara girişimi.

Kapının açıklığında bir muhafız gibi durdum,
İzledim geçenleri.
İçerdekilerin çiftine ara katmandı burası.
Güvendim örümceğe,
Hep güzel örerdi.

*Acıbadem/Ev

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar

İlginizi Çekecek Diğer Yazılar (AI)