Yunus Emre, İslam edebiyatının en önemli halk şairlerinden biridir. Onun felsefesi ve hümanist vizyonu, şiirlerini yüzyıllardır canlı tutan en temel unsurlardır. Şiirlerinde hem Orta Çağ’ın hem de Rönesans’ın düşünce iklimi hissedilir; hatta çağdaş varoluşçulukla dahi paralellikler kurmak mümkündür.
Yunus Emre’nin bir sözü vardır ki, insanın ölüme dair tüm sorularını tek cümlede özetler:
“Ölüm sandığımız şey, aslında yalnızca bedenin çözülüşüdür.”
Bu ifade, onun mistik bakış açısının ve yaşam felsefesinin özünü taşır.
Yunus’a göre ruh, bedenin misafiri ve geçici kılıfıdır. Bir gün, tıpkı kafeslerinden kurtulmuş kuşlar gibi göğsü terk edecektir. Düşünün: “Ten” dediğimiz, etten, kemikten ve kandan oluşan geçici bir kılıftır. Doğar, yaşar, yorulur ve sonunda toprağa karışır.
Ama “can”…
Can toprağın sınırlarına sığmaz. Can; bir nefes, bir sır ve hiç bitmeyen bir yolculuktur. Biz dünyaya gelmeden önce vardır, göçüp gittikten sonra da varlığını sürdürür.
Tasavvufun özü, “ölmeden önce ölmek” anlayışında gizlidir. Bu, aşk ve feragat yoluyla Allah/Tanrı/Yaratan ile birleşme arayışında olan mistik bir komünyondur. Yani bedene ve nefsin arzularına bağlanmadan, ruhun ölümsüzlüğünü fark etmek… Asıl dirilik, egoyu bir kenara bırakıp “ben”den “biz”e, oradan da “O”na ulaşabilmektir.
Sufilerin “vahdet-i vücut” dediği varlığın birliği ilkesini Yunus şöyle ifade eder:
“Sen O’nu kendi içinde arasana, Sen ve O ayrı değilsiniz – birsiniz.”
Peki, Yunus’un sözlerini bugünün dünyasına taşırsak ne anlama gelir? İnsan, maddi varlığını kaybetse bile ardında bıraktığı sevgi, söz ve davranışlarla yaşamaya devam eder. Bir cana/canlıya yapılan iyiliğin, bir başkasına yapılan hizmetin, bir tebessümün, bir dokunuşun, bir cümlenin yankısı yıllarca sürer.
Ölümsüzlük; zamanın belleğine kazınan izlerde, gönüllerde yeşeren sevgide gizlidir. Ölüm aslında bir son değildir; bir dönüşümdür. Göğe, toprağa, suya, ışığa karışmak… İnsan özü asla yok olmaz; yalnızca biçim değiştirir ve başka bir yolculuğa uğurlar.
Ve işte bu yüzden Yunus’un sözü sadece bir teselli değil, hakikatin ta kendisidir:
Beden fanidir. Can ise, varlığın en saf özü olarak, ölesi değildir.
Tasavvufta varoluşumuz bizimle başlamaz, bizimle bitmez. Ruh, zamanın başlangıcından beri vardır ve bu dünyadaki maceramız sona erdikten sonra da devam eder.
Varsa inancınız bu yönde, yoksa da fark etmez… Biliyoruz ki bu dünya kimseye kalmaz. Kalmadı. Öyleyse gelin, bir kez olsun hepimiz dost olalım, iyilikte buluşalım, sevenler, sevilenler yaratalım ve bu yolculuğu güzelleştirelim. İnsan insanı anlarsa belki kötüyü yok ederiz.
Hayatıma giren, sevdiğim, sevildiğim; bu yaşamdan ayrılan ve ardında iz bırakan tüm canlar… Devriniz daim olsun.
Görsel linki: https://www.muhendisbeyinler.net/sonsuzluk-ne-demek-kabullere-reel-ve-sanal-yaklasimlar/


















