
Kahvemle İçtiğim Yas
Kahve hem güzel anların hem de zor zamanların eşlikçisi. Daha çok sıcak sohbetleri, samimiyeti, kalpten dinlemeyi, dostluğu çağrıştırıyor. “Bir kahve içelim, dertleşelim” demez miyiz yakın hissettiklerimize? “Kahveye gelsene” daveti anlatmak ve rahatlamakla ilgilidir çoğu kez. O kara sıvıyı içmek, kendimizi bırakmak, kalbimize kulak vermek için fırsatlar sunar bize.
Kırık kalplerimiz yaslı hikâyeler taşır. Ölen bir yakınımızın özlemi, intihar, kronik hastalıklar, boşanma, iflas, işten çıkarılma, alkolizm, zor bir çocukluk… Yasımız, taşıyamayacağımız kadar ağırlaşabilir. Bir toplulukta dile gelmek isteyebilir. Paylaşmak hafifletir, iyileştirir.
Hikâye dile geldiğinde, kendi sesimize kulak verdiğimiz o içten anlatma zamanlarında şunu idrak ederiz:
“Kederi hepimiz müşterek bir kaptan içiyoruz. Onu taşımamız sonra da yavaşça boşaltmamız gerek. İşte şifa alanına girerken bunu birlikte yaparız.” (Francis Weller-Kederin Vahşi Kıyısı)
Biz de, “Kahvemle İçtiğim Yas – Yas Çemberi” etkinliğinde, bir fincan kahve eşliğinde kırık kalplerimize kulak vereceğiz. Birbirimizi yeni doğmuş bir bebeği tutar gibi şefkat ve nezaketle tutmaya ve ağırlamaya niyet edeceğiz.
Çember, derin bir dinleme ve şahitlik alanıdır. Bu alanda çember adabıyla mevcudiyet göstereceğiz, deneyimlerimize ve paylaşımlarımıza şahitliğimizi sunacağız.
Etkinliğe sadece kamera açık şekilde katılabilirsiniz.
“Kahvemle İçtiğim Yas” , bir eğitim veya terapi süreci değildir. Ben de bir eğitmen veya doktor/terapist/psikolog değilim. Eğer etkinlik sürecinde hali hazırda tıbbi bir destek alıyorsanız veya bir terapist veya psikologla çalışıyorsanız buna devam etmenizi öneririm. Etkinliğe kayıt olmanız, etkinliğin niteliğini anlayarak kendi onayınız ile etkinliğe katıldığınız anlamına gelmektedir.”